menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seyfettin BUDAK Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler

27 0
18.04.2026

Bugün sosyal medyada dolaşırken sıkça aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Bir yanda doğa yürüyüşleri, dağ zirveleri, kamp ateşleri…

Bir yanda bilimsel paylaşımlar, evrim tartışmaları, gezegenler, hayvanlar…

Bir yanda aktivizm; dünyayı kurtarma iddiası, sistem eleştirileri, büyük sözler…

Ama bir şey eksik. Çok temel, çok insani, çok “yakın” bir şey: Aile, çocuk, içe dönüş, karakter eğitimi, duygusal gelişim…

Neden bu kadar “dışa dönük” bir söylem var da, insanın en yakın alanı olan kendi iç dünyası ve ailesi bu kadar geri planda?

Soru basit ama sarsıcı; önce dünya mı, önce ev mi?

Bir insan, dünyayı kurtarma iddiasında bulunurken kendi evini ihmal edebilir mi?

Bir aktivist, toplumun sorunlarını konuşurken kendi çocuğunun duygusal dünyasına yabancı kalıyorsa, bu bir çelişki değil midir?

Bir bilim insanı, evrenin sırlarını anlatırken kendi çocuğunun zihinsel gelişimine katkı sunmuyorsa, bu eksiklik değil midir?

Daha da sert soralım; ailesine örnek olamayan bir insan, topluma nasıl örnek olabilir?

Doğayı seven, insanı unutan paradoks; bugün bazı çevrelerde doğa sevgisi çok güçlü.

Baruch Spinoza gibi düşünürlerin etkisiyle doğa adeta kutsallaştırılıyor. Ağaçlar, dağlar, hayvanlar… Aslanlar, kaplanlar, kuşlar…

Ama aynı hassasiyet; bir çocuğun karakter gelişimi için var mı?

Bir ailenin sağlıklı iletişimi için var mı? Engelli bireylerin yaşam kalitesi için var mı?

Yoksa burada bir seçicilik mi var? Doğa için hassas olan insan, neden çocuk için aynı hassasiyeti göstermez?

Doğada çekilen bir fotoğraf anında paylaşılır. Bir zirveye çıkmak alkış alır.

Bir protestoya katılmak “etki” hissi verir. Ama bir çocuğa sabırla ders........

© Akasyam