Ömer Naci Yılmaz Kağnı Gölgesindeki İt
Tarihçi Dr. Servet Doğan Hocamızla yaptığımız bir tarih sohbeti sırasında duyduğum bir ifade, zihnimde uzun süre dolaşıp durdu: “Kağnı gölgesindeki it.”
Bu ifade, bana yalnızca bir hayvanı ve bir gölgeyi anlatan sıradan bir söz gibi gelmedi. Gücünü kendisinden değil, arkasındaki güçlüden alanların hâlini anlatan çarpıcı bir benzetme olarak zihnime yerleşti. Anadolu irfanında yer alan bu anlayışta, gölgede yürüyen kendisini büyük zanneder; oysa büyüklük kendisine ait değildir. Gölge çekildiğinde ortada gerçek bir güç kalıp kalmadığı anlaşılır. Tarihe baktığımızda da bazı küçük devletlerin veya aktörlerin, kendi güçlerinin çok ötesinde davranabilmelerinin arkasında daha büyük devletlerin askerî, siyasi, ekonomik ve diplomatik desteğini görmek mümkündür. Böyle zamanlarda küçük olanın cesareti, aslında arkasındaki büyüğün gölgesinden beslenir.
Dünya tarihinde büyük devletlerin nüfuz alanlarında hareket eden devletlerin, kendilerine sağlanan destek sayesinde bölgesel güçlerinin üzerinde etkiler oluşturduğu çok sayıda örnek vardır. Büyük devletler açısından bunun gerekçeleri değişebilir. Kimi zaman stratejik çıkarlar, kimi zaman enerji yolları, kimi zaman askerî üsler, kimi zaman ticaret ve güvenlik hesapları belirleyici olur. Küçük veya orta ölçekli devlet ise kendisine açılan bu alandan yararlanarak daha geniş bir hareket imkânına kavuşur. Burada asıl mesele, bir devletin küçük veya büyük olması değildir. Asıl mesele, sahip olmadığı bir gücü arkasındaki destek sayesinde kullanabilmesidir. İşte “kağnı gölgesindeki it” ifadesi, bana tam olarak bu tarihî ve siyasi durumu düşündürüyor: Kendi gölgesi olmayanın, başkasının gölgesini kendi kudreti sanması.
Bu açıdan Orta Doğu tarihine baktığımızda İsrail meselesi üzerinde ayrıca durmak gerekir. 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu, dönemin İngiliz hükûmetinin Filistin’de Yahudi halkı için bir “millî yurt” kurulmasına destek verdiğini ilan etti. İngiltere, daha sonraki yıllarda Filistin Mandası üzerinden bölgenin siyasi geleceğinde önemli bir aktör oldu. İngiliz hükûmeti bugün de Balfour Deklarasyonu’nun ve İngiltere’nin İsrail’in kuruluş sürecindeki rolünün tarihî önemini açıkça kabul ediyor. Bu tarihî arka planı görmeden bugünkü tabloyu anlamak mümkün değildir. İsrail devletinin kuruluşu elbette yalnızca tek bir devletin kararıyla açıklanabilecek kadar basit bir süreç değildir; Siyonist hareket, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki uluslararası düzen, İngiliz Mandası, Birleşmiş Milletler süreci ve 1948’deki gelişmeler birlikte değerlendirilmelidir. Ancak İngiltere’nin bu tarihsel süreçteki rolü göz ardı edilemez.
1948 sonrasında ise İsrail’in arkasındaki en önemli dış desteklerden biri Amerika Birleşik Devletleri oldu. ABD, İsrail’in kuruluşunu ilan ettiği gün devleti tanıyan ilk ülke oldu. Sonraki........
