menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mithat Güdü Tağut Kavramı Nasıl İstismar Ediliyor?

10 0
25.09.2026

Tâğût Kavramı, Beşerî Yönetim Sistemleri ve İtikâdî Sınırlar:

Aşırı Söylemlere ve Tefrikaya Karşı Ehl-i Sünnet Ölçüsü

İslâm düşünce tarihinde, siyasî ve hukukî yapılar ile dînî hükümler arasındaki ilişki her dönemde canlılığını koruyan temel konulardan biri olmuştur.

Günümüzde modern devlet yapıları, anayasal sistemler, demokrasi ve laiklik gibi kavramlar çerçevesinde yürütülen tartışmalar, zaman zaman kavram karmaşasına ve usul eksikliğine dayalı yanlış yorumlara yol açabilmektedir.

Özellikle "tâğût", "küfür", "oy kullanmak", "askerlik" ve "kamu görevi icra etmek" gibi meselelerde sahih Ehl-i Sünnet metodolojisinden sapan yorumlar, toplum bünyesinde emniyeti ihlâl eden ve tekfir (bir Müslümanı kâfir sayma) söylemlerini besleyen neticeler doğurmaktadır.

Bu araştırma yazısı, söz konusu kavram ve meseleleri Kur'an-ı Kerim ilkeleri, İslâm hukuk usûlü ve Ehl-i Sünnet akîdesi çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır.

1. Tâğût Kavramının Menşei ve Kur'anî Çerçevesi

Sözlük anlamı itibarıyla "tâğût" (طاغوت), "tûğyân" kökünden türemiş olup haddini aşan, azgınlık gösteren, hak ve hakikâtin karşısında yer alarak kendisini veya batıl bir anlayışı mutlak otorite kılan güç, idare veya şahsı ifade eder.

Kur'an-ı Kerim'de tâğût kavramı, Allah'ın vaaz ettiği mutlak sınırları tanımayan, O'nun otoritesine ortak koşan veya ilahlık iddiasında bulunan unsurları nitelendirir. Nitekim Firavun'un "Ben sizin en yüce rabbinizim!" (Nâziât, 24) söylemi, insanoğlunun kendi hevâsını ve iktidarını ilahlaştırmasının en somut tarihsel örneğidir.

Ehl-i Sünnet Âlimlerinin Kavramsal Ayrımı

İslâm kelamcıları ve müfessirleri, tâğût kavramını ve buna bağlı hükümleri değerlendirirken iki temel düzlemi birbirinden titizlikle ayırmışlardır:

* İtikâdî Düzlem (İnanç ve İtiraf): Allah'ın koyduğu hükümleri kalben veya lisanen reddedip, beşerî kural veya şahısları helâl-haram belirleme noktasında mutlak ilâhî otorite kabul etmek meşruiyet sınırlarını aşmak ve şirk dairesine girmektir.

* Amelî Düzlem (Uygulama ve Günah): Bir idarecinin, hukukî sistemin veya bireyin Allah'ın bir emrini uygulamaması ya da haram kıldığı bir eylemi (faiz, içki, kumar vb.) işlemesi veya mevzuata konu etmesi, bu fiili dînen helâl görmediği sürece o kişiyi veya yapıyı doğrudan dinden çıkarmaz. Ehl-i Sünnet akîdesinin temel kaidesi şudur: "Büyük günah işleyen bir Müslüman, bu günahı helâl saymadıkça dinden çıkmaz ve kâfir olarak nitelendirilemez."

2. Beşerî Yönetim Sistemleri ve İlâhî Hükümlerin Mahiyeti

Tarihsel süreçte Antik Yunan site devletlerinden günümüz temsîlî demokrasilerine kadar uzanan süreçte insanlık, kendi hevâ, ihtiyaç ve toplumsal uzlaşılarına dayalı çeşitli yönetim modelleri geliştirmiştir. Demokrasi ve laiklik gibi prensipler, insan aklının ve siyasî........

© Akasyam