Kapitalizm Özgürlük mü Yoksa Kölelik Düzeni midir
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Kapitalizm Özgürlük mü Yoksa Kölelik Düzeni midir
Kapitalizmin birçok farklı uygulaması vardır. Amerika’daki kapitalizm, ortanın sağında yer almaktadır. Şöyle ki; kapitalizmin ilk evrelerinde yani 1800’lü yıllarda arz talep neredeyse tamamen piyasa aktörlerine bırakılmıştı. Zaman içerisinde insanlar köleleşince özellikle 1940’lı yıllardan itibaren sosyal devlet ya da refah devleti olarak bilinen devletin de işin içine girdiği, düzenleme ve denetleme yaptığı, hatta oyuncu olduğu sosyal kapitalizm gelişti. Amerika buna direndi. Zira Amerika’da hala sosyal güvenlik önemli ölçüde kişisel sigorta iledir. Bu yüzden mesela eğer üst düzey bir sigorta ödemeniz yoksa kimi sağlık hizmetlerinden yararlanamazsınız.
1492 Amerika’nın keşfi ile başlayan kurumsal sömürgecilik, insanlığın mirası olan yerel kültürlerin büyük bir kısmını ya yok etmiş (Kızılderilileri yok ettiği gibi), ya da köleleştirmiştir (Geçmişte Afrika’da, günümüzde, zihinsel olarak, tüm dünyada olduğu gibi. Günümüzdeki kölelerin geçmişten farkı, kölelikte gönüllü, hatta iştahlı olmalarına rağmen durumun farkında olmamalarıdır). İşin aslı şudur: Bugün çağdaş batı değerleri insanlığı köleliğe adeta razı etmiştir. Geçmişte toplumsal bir (düşük) statü olan kölelik, günümüzde ‘fiili’ bir hal almıştır. Daha açık deyimle kalktığı-kaldırıldığı iddia edilen kölelik düzeni süreç içerisinde kurumsallaşmış ve kurala bağlanmıştır. Kapitalizm kaynak dağılımı paylaşımı bakımından yerel düzeyde de global düzeyde de tabakalaşma oluşturur. Ülkeler arası milli gelir farklılıkları ve ülke içi gelir dağılımı dengesizlikleri bunun kanıtıdır.
Hatırlanacağı üzere doğrudan yapılan sömürgecilik birkaç yüz yıl devam etti. Kaynaklarına doğrudan el konulan yani sömürülen-köleleştirilen bu ülkeler özellikle İkinci Dünya (İkinci Sömürge) Savaşı sonrası kâğıt üzerinde bağımsız oldular. Fiilen bu ülkelerden çekilen Fransa, İngiltere gibi sömürgeci ülkeler çekildikleri ülkelerle uzun vadeli anlaşmalar yapmışlardır. Bu ülkelerdeki doğal kaynakların işleticisi de yine sömürgeci ülkelerdir. Mesela Fransa’nın Afrika’dan elde ettiği gelir miktarı yıllık 400 milyar dolardır.
Kaynaklarına anlaşmalarla el konulan bu ülkeler bir yandan da pazar haline getirilmiştir. Tüketim alışkanlıkları nedeniyle de zaten az olan kaynak yetersizliği sömürgeci ülkelerin üzerinde söz sahibi oldukları uluslararası kurumlara borçlandırarak bağımlılıkları süreklileştirilmiştir. Kültürel sömürü ise ruhsal sömürü anlamına da gelmektedir. Tüketim alışkanlığı böyledir mesela… Düşünsenize; aynı alışkanlıklar Çin’de olsa bugünkü güçlü Çin olabilir miydi. Bugün pek çok Afrika ülkesinin resmi dili Fransızcadır. Ana dillerini unutan (Gabon gibi) ülkeler bile vardır.
Piyasaların kendi başlarına bırakıldığı kapitalizmin ilk evrelerinde (1930’lu yıllara kadar), işçi sınıfında köleleşmeye varan sorunlar yaşanmıştır. Gerçekten devlet düzenlemelerinin yeterli olmadığı kapitalist ekonominin ilk zamanlarında, sadece bir maliyet unsuru olarak değerlendirilen işçilerin karın tokluğuna çalıştırıldığı, hiçbir sosyal haklarının olmadığı, köleleştirildiği bir dönem olarak bilinir.
Piyasanın kendi kendisini dengeleyeceği inancının yanlışlığı fark edilince, devlet müdahaleleri kaçınılmaz oldu. Ödenen ağır bedeller sonraki süreçte bunun böyle devam edemeyeceğini gösterince de emeklilik, çalışma saatleri ya da asgari ücret gibi hususları da bünyesinde barındıran sosyal devlet zorunluluğu doğmuştur. Sosyal devlet piyasanın serbestisinden kaynaklanan kimi aşırılıkları disipline etmişse de çalışanı insan statüsüne terfi ettirememiştir. Oysa işçi her şeyden önce insandır. Devlet korumasından yoksun oldukları dönemlerde ‘tam köle’ statüsünde çalışan işçi kesimi, devletin inisiyatifi ele almasıyla (sosyal devlet) bu statüden kurtulmuş olmakla birlikte işletmeler bakımından hala insan değil ‘maliyet’ olarak değerlendirilmektedir.
Öte yandan sosyal devlet........
