Yabancı Sınır Kapıları ve Azınlıkların Tarihi Bilinçaltı Üzerine
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Yabancı Sınır Kapıları ve Azınlıkların Tarihi Bilinçaltı Üzerine
Defaatle ve bir vesile ile Balkanlarda çeşitli ülkelerde farklı tarihlerde bulunmuştum. Bu yolculuklarda çoğunlukla uçak bazen otobüs tercih ettim. Son ziyaretimde ise Üsküp’te, Uluslararası Balkan Üniversitesi’nde düzenlenen bir sempozyuma katılmak üzere kendime ait hususi araç ile ulaşım sağladım. Bu sırada komşu ülkeleri de şöyle dolaşarak yurda dönmek istedim.
Herhangi bir şehre doğrudan ulaşarak oranın çarşı, pazar, camii, tarihi ve turistik yerlerini ziyaret etmek ile hususi araç ile sınırlardan geçerek ulaşım sağlamak arasında farklılıklar bulunduğunu müşahede ettim. En bariz farklılık ise o ülke insanının tutum ve davranışlarını daha net bir şekilde gözlemleyebilmek ve tecrübe sağlamaktır. Bunu da en çok sınır kapıları ve buralara yakın yerlerde hissetmiş oluyorsunuz.
Yabancı sınır kapıları gelişen dünyamız, küreselleşme ve Avrupa Birliği gibi kavramlar kapsamında ele alındığında tarihi bilinçaltının dışa vurumundan başka bir anlam taşımadığını göstermektedir. Yabancı sınır kapıları olarak özellikle Macar sınır kapısı (Röszke) ve Sırp sınırları ile Yunan ve Bulgar sınırı sorunlu denilebilir. Buralarda öncelikli problem tavır ve üslup. Fakat bu tavır ve üslubun altında yatan aşağılık kompleksi.
Yabancı sınır kapıları, özellikle yılda asgari bir kez bu yollardan geçmek zorunda olan gurbetçiler açısından empati yaparsak gerçekten sabır isteyen bir süreç. Aynı noktadan yine genel bir değerlendirme yapmak gerekirse çoğu yolcu, zaten o ülkeyi transit geçmektedir. O zaman soru şu: Peki nedir bu yabancı sınırlardaki görevlilerin tavırları, gerginliği ve abartılı muameleler ile yoğun kuyrukların oluşumu. Tek bir sebeple açıklanabilir. Tarihin altında ezilmeleri.
Sultan I. Murat Hüdavendigar’ın daha, Osmanlı Devleti’nin kurulduğu ilk yıllarda Kosova’ya kadar ulaşması. Haçlılarla yaptığı mücadele. Fatih Sultan Mehmed’in Bosna’ya, Arnavutluğa, Sırbistan’a kadar ilerlemesi. Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad’ı fethi. Viyana’yı kuşatması. Macar sınırlarında asırlarca at koşturması. Budapeşte’nin içinden geçmesi. Eflak ve Boğdan’ın alınması. Estergon’a o şanlı sancağın dikilmesi. Belli ki ağır gelmiş!. Ağır gelmiş gelmesine ancak niye ağır gelmiş bunun açıklaması yok. Zira, Osmanlı Devleti bu coğrafyalara huzur, refah ve adaletten başka bir şey getirmedi.
Peki yabancı ülke sınırlarındaki sıkıntılar neler? Bulgar sınır kapısından başlayalım. Öncelikle bir su veya sıvının araca sıkılması. Bu nedir ne anlama gelir muamma. Diğeri yine Bulgar sınırında fotoğraf çekilmesi ve parmak izi alınması. Aynı işlemin ülkeden çıkıştaki sınır kapısında da gerçekleşmesi. Bunun çeşitli açılardan açıklaması belki vardır, belki yoktur. Ancak az önce bahsettiğim gibi zaten yolcuların çoğu o ülkeyi transit geçiyor.
Ülkemizin güzel vilayetlerinden Konya’nin yüzölçümünden birkaç kat büyük bir “ülke” nin bu kadar abartılı uygulamalara neden ihtiyaç duyduğu sorgulanabilir. Diğer taraftan bir şekilde zaten sınırları içerisinde yoğun bir takip gerçekleştiriyorlar. Ana yoldan, tali yola şöyle hafif bir dönerek 5 dakikalığına mola verdiğimiz sırada, polislerin gelerek bir problem olup olmadığını sormaları bunun kanıtı olsa gerek. Macar sınırı da problemli bir yer. Onlarca araç bekletiliyor. İki üç saat boşuna geçiyor. Gümrük görevlisi maymun gibi hareketler yapıyor. Anlamsız bir gerginlik içindeler. Pasaport kontrolünde alaycı tavırlar. Dolayısıyla yine bir kompleksli durum. Sırp sınırı fena değil. Ancak herhangi bir eksik tespit ederlerse bunu fırsata dönüştürmekten keyif alıyorlar. Aracım beş kişilik olup, aile........
