menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dijital Çağda Bilgiye Güven: Yeni Cehalet ve Epistemik Yorgunluk

26 0
23.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Dijital Çağda Bilgiye Güven: Yeni Cehalet ve Epistemik Yorgunluk

Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Buna rağmen cehaletin ortadan kalkmadığını, hatta bazen yeni bir biçim aldığını görüyoruz.

Bilgiye erişim bu kadar artmışken cehalet neden hâlâ varlığını sürdürüyor? Sorun artık yalnızca bilgi eksikliği değil. Giderek daha sık gördüğümüz şey, bilgiyi reddetme ya da bilgiye ihtiyaç duymama tavrı. Bu nedenle cehalet yeni bir karakter kazanıyor ve bir tür epistemik irade krizinden söz etmek mümkün hale geliyor.

Gerçekten de dijital çağ bilgiyle kurduğumuz ilişkiyi köklü biçimde değiştirdi. Sosyal medya ve algoritmik platformlar çoğu zaman doğruluğu değil görünürlüğü öne çıkarıyor. Bir düşüncenin ne kadar doğru olduğundan çok ne kadar hızlı yayıldığı önem kazanabiliyor. Böyle bir ortamda tartışmalar da çoğu zaman kanıt ve gerekçeler üzerinden değil, hızla dolaşıma giren kanaatler üzerinden yürütülüyor.

Bu durum insanların giderek kendi düşünce çevrelerine kapanmasına yol açabiliyor. Farklı görüşler arasında gerçek bir tartışma kurmak zorlaşıyor; diyalog zayıflıyor ve eleştirel düşünme de bundan payını alıyor. Literatürde bu durum çoğu zaman epistemik kutuplaşma (epistemic polarization) olarak tanımlanıyor.

Bu konuyu düşünürken aklıma özellikle tıp alanında son yıllarda yaşanan bazı tartışmalar geliyor. Çünkü bilimsel bilginin güvenilirliği meselesi en somut biçimde yaşanıyor.

Son yıllarda bilimsel yayıncılıkta güveni artırmaya yönelik birçok önlem tartışılıyor. Örneğin literatür incelemelerinde hakemlerin anonim kalmaması (open peer review), inceleyenlerin isimlerinin açıkça belirtilmesi (reviewer transparency), eleştirilerin herkese açık olarak yayınlanması (post-publication peer review) ya da yapay zekâ ile gözden geçirilmiş içeriklerin ayrıca bildirilmesi (AI-assisted review disclosure) gibi uygulamalar giderek daha fazla gündeme geliyor. Amaç, bilimsel bilginin nasıl üretildiği konusunda daha fazla şeffaflık sağlamak ve olası çıkar çatışmalarını görünür kılmak.

Bu tartışmaların ortaya çıkmasının önemli bir nedeni de tıp literatüründe zaman zaman ortaya çıkan etik sorunlar ve sahte veriler (scientific misconduct, data fabrication). Geri çekilen makaleler (retracted publications), manipüle edilmiş çalışmalar ya da çıkar çatışmaları bilimsel yayıncılığa duyulan güveni ciddi biçimde sarsabiliyor. Oysa modern tıbbın temel dayanaklarından biri, randomize kontrollü çalışmaların oluşturduğu bilimsel kanıt yapısıdır.

Öte yandan tıp alanında plasebo ve nocebo etkileri, ayrıca negatif beklentiye bağlı olarak tedavi etkinliğinin azalmasını açıklayan lessebo etkisi, tedavi sonuçlarının yalnızca biyolojik etkilerle açıklanamayabileceğini gösteriyor. Hastanın beklentileri, hekimle kurduğu ilişkisi ve bakımın niteliği (care effect, therapeutic alliance) tedavi sonuçlarını değiştirebiliyor. Bu durum, bilimsel veri üretimi ve sonuçların yorumlanması konusundaki güvenin ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyuyor.

Bütün bunlar aslında daha geniş bir soruya işaret ediyor: Bilimsel bilginin güvenilirliği yalnızca verilerin doğruluğuyla değil, aynı zamanda bilginin nasıl üretildiği, nasıl gözden geçirildiği ve hangi beklentilerle değerlendirildiğiyle de ilgili.

Ancak meseleye biraz da psikolojik açıdan bakınca başka bir soru ortaya çıkıyor: Bugün gerçekten sorun bilgiyi istememek mi, yoksa bilgiye güvenememek mi?

Çünkü dijital ortamda yalnızca bilgi çoğalmadı; yanlış bilgi manipüle edilmiş veri ve bağlamından koparılmış içerikler de aynı hızla çoğaldı. Bir bilginin doğru kabul edilip yıllar sonra eksik ya da........

© Akademik Akıl