İbrahim Anlaşmaları: Orta Doğu’nun Psiko-Politik Dönüşümü
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
İbrahim Anlaşmaları: Orta Doğu’nun Psiko-Politik Dönüşümü
Orta Doğu siyasetini sadece sınırlar, ordular ve enerji hatları üzerinden okumaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu coğrafyada askeri güç kadar; psikoloji, tarihsel travmalar, kolektif hafıza, dini semboller ve kimlik algıları da belirleyicidir. İşte bu nedenle “İbrahim Anlaşmaları” olarak adlandırılan normalleşme süreci (!!!) yalnızca diplomatik bir gelişme değil, aynı zamanda derin bir psiko-politik dönüşümün işaretidir.
2020 yılında İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan arasında imzalanan anlaşmalar ilk bakışta ekonomik ve stratejik ortaklık gibi görünse de, aslında Arap dünyasının zihinsel haritasında ciddi bir kırılmayı temsil etmektedir. Çünkü uzun yıllar boyunca İsrail karşıtlığı, sadece politik bir tutum değil, aynı zamanda ortak Arap kimliğinin önemli bir parçası hâline gelmişti. Filistin meselesi ise bu kimliğin duygusal merkezinde bulunuyordu.
Bu noktada psiko-politik açıdan şu soru önemlidir: Bir toplum, onlarca yıl boyunca “tehdit” olarak kodladığı bir aktörle nasıl normalleşebilir?
Bunun cevabı büyük ölçüde güvenlik psikolojisinde yatmaktadır. Modern toplumlar bazen eski korkularını bırakıp yeni korkular etrafında yeniden birleşirler. Bugün Körfez ülkelerinin önemli bir kısmı için temel tehdit algısı artık İsrail değil; İran’ın bölgesel etkisi, vekâlet savaşları, mezhepsel gerilimler ve rejim güvenliğidir. Yani ortak düşman algısı değişince siyasal ittifakların psikolojik zemini de değişmiştir.
Bu süreçte ekonomik beklentiler de ciddi rol oynamaktadır. Özellikle Körfez ülkeleri, petrol sonrası döneme hazırlık yaparken teknoloji, yapay zekâ, savunma sanayi, siber güvenlik ve turizm alanlarında İsrail’i önemli bir ortak olarak görmeye başlamıştır. Burada dikkat çeken nokta şudur: Ekonomik pragmatizm, ideolojik reflekslerin önüne geçmiştir. Bu durum, modern dünyanın giderek daha “çıkar merkezli” bir siyaset psikolojisine yöneldiğini göstermektedir.
Fakat mesele yalnızca devletlerin çıkar hesabı değildir. Toplum psikolojisi açısından bakıldığında, İbrahim Anlaşmaları aynı zamanda “duygusal yorgunluk” kavramıyla da ilişkilidir. Orta Doğu halkları onlarca yıldır savaş, çatışma, darbe, göç ve ekonomik krizlerle yaşamaktadır. Sürekli kriz hali toplumlarda bir noktadan sonra ideolojik heyecanın azalmasına neden olur. İnsanlar artık büyük sloganlardan çok istikrar, refah ve güvenlik istemeye başlar. Bu nedenle bazı Arap toplumlarında İsrail’le normalleşmeye geçmiş dönemlere kıyasla daha düşük düzeyde tepki verilmiştir.
Ancak burada önemli bir psikolojik gerilim bulunmaktadır. Çünkü Filistin meselesi hâlâ milyonlarca insan için dini, ahlaki ve vicdani bir semboldür. Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları birçok kişi tarafından “ihanet”, “normalleşme baskısı” veya “Filistin’in yalnızlaştırılması” şeklinde yorumlanmıştır. Özellikle sosyal medyada ortaya çıkan tepkiler, kolektif kimliklerin hâlâ canlı olduğunu göstermektedir.
Psiko-politik açıdan ilginç olan nokta şudur: Devlet elitleri ile halk psikolojisi her zaman aynı yönde hareket etmez. Yönetici elitler daha pragmatik, stratejik ve güvenlik merkezli düşünebilirken; halklar tarihsel hafıza ve duygusal semboller üzerinden tepki verebilir. Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları devlet düzeyinde başarılı görünse bile toplumsal düzeyde tam bir meşruiyet üretmiş değildir.
Anlaşmaların isminde “İbrahim” figürünün kullanılması da ayrıca dikkat çekicidir. Çünkü Hz. İbrahim, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın ortak sembollerinden biridir. Bu isim seçimi bilinçli bir psikolojik stratejidir. Burada amaç, siyasi normalleşmeyi dini-kültürel ortaklık üzerinden meşrulaştırmaktır. Başka bir ifadeyle siyaset, dini sembolleri kullanarak duygusal dirençleri azaltmaya çalışmaktadır.
Bu durum bize şunu gösteriyor: Modern diplomaside sadece askeri ve ekonomik........
