Birlikte Kötülük Üretmek: Mobbingin Sessiz İttifakları
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Birlikte Kötülük Üretmek: Mobbingin Sessiz İttifakları
Son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı olaylar, insan ilişkilerinin karanlık yönlerinden birini yeniden gündeme taşıdı. Özellikle Ayşe Irmak Koparan olayı etrafında yürüyen tartışmalar, yalnızca bir kişinin yaşadıklarını değil, kurumsal yapılarda sıkça karşılaşılan daha geniş bir sorun olan “Gücü elinde bulunduranların kendilerine biat etmeyenleri dışlaması ve sistematik baskıya maruz bırakması”nı görünür hâle getirdi.
Mobbing denildiğinde çoğu insanın aklına bir yöneticinin çalışanına bağırması, hakaret etmesi veya ağır iş yükü vermesi gelir. Oysa modern iş yaşamında mobbing sadece çalışanlara değil, bir grup çalışan tarafından diğer mesai arkadaşlarına ve yöneticilere karşı çok daha sofistike yöntemlerle uygulanmaktadır. Bazen kimse yüksek sesle konuşmaz, kimse doğrudan hakaret etmez; ancak kişi toplantılara çağrılmaz, fikirleri yok sayılır, başarıları görünmez kılınır, hakkında dedikodular üretilir ve zamanla kurumsal yalnızlığa mahkûm edilir. Bu süreçte fiziksel bir şiddet yoktur ama kişinin mesleki itibarı, psikolojik sağlığı ve aidiyet duygusu sistemli biçimde aşındırılır.
Daha dikkat çekici olan ise mobbingin çoğu zaman tek bir kişinin değil bir grubun eylemi olmasıdır. Bu grubun temel özelliği liyakatten çok sadakate değer vermesidir. Farklı düşünenler, yanlışlara itiraz edenler veya etik ilkeleri savunanlar zamanla “uyumsuz”, “sorunlu” ya da “ekip ruhuna sahip olmayan” kişiler olarak etiketlenmeye başlar. Böylece bireysel bir çatışma, kolektif bir dışlama mekanizmasına dönüşür.
Daha önce de ifade ettiğim gibi mesele her zaman yöneticilerin etrafında oluşan sadakat halkalarıyla sınırlı değildir. Bazı durumlarda kurum içerisinde çıkar ilişkileri etrafında birleşen küçük gruplar, yöneticileri de kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalışabilmektedir. Bu kişiler, kurallara aykırı uygulamaların görmezden gelinmesini, belirli kişilerin korunmasını veya bazı çalışanların dışlanmasını isteyebilirler. Yönetici bu beklentilere boyun eğmediğinde ise aynı baskı mekanizması bu kez ona yönelir. Dedikodu, itibarsızlaştırma, yalnızlaştırma, sürekli şikâyet etme veya kurumsal huzursuzluk üretme gibi yöntemlerle yönetici de hedef hâline getirilebilir. Böyle durumlarda aslında saldırı yalnızca bir kişiye değil, kurumun adalet anlayışına ve yönetim otoritesine yönelmiş olur. Çünkü amaç, doğru olanın uygulanması değil, grubun çıkarlarının korunmasıdır.
Sosyal psikoloji alanındaki araştırmalar, insanların grup baskısına sandığımızdan çok daha fazla boyun eğdiğini göstermektedir. Bir grubun parçası olmak, dışlanmamak ve mevcut konumunu korumak isteyen bireyler, aslında doğru bulmadıkları davranışlara sessiz kalabilmektedir. Hatta bazı durumlarda bu davranışlara aktif biçimde katılabilmektedirler. Böylece başlangıçta birkaç kişinin başlattığı haksızlık, zamanla birçok kişinin ortaklaştığı bir kötülüğe dönüşmektedir.
İşte örgütsel davranış literatüründe bu durum “örgütsel sessizlik kültürü” olarak adlandırılmaktadır. Örgütsel sessizlik, çalışanların gördükleri yanlışları, etik dışı uygulamaları veya kurumun yararına olabilecek eleştirileri çeşitli kaygılar nedeniyle dile getirmemeleridir. İnsanlar çoğu zaman gerçeği söylemenin kariyerlerine zarar vereceğini, çalışma arkadaşları tarafından dışlanacaklarını veya yöneticilerin tepkisini çekeceklerini düşünürler. Böyle ortamlarda sessizlik bir tercih olmaktan çıkar, kurumsal norm hâline gelir. Sonuçta yanlış uygulamalar sorgulanmadığı için büyürken, doğruları dile getirenler “sorun çıkaran kişi” olarak damgalanabilmektedir.
Bu tür ortamlarda en fazla zarar gören kişiler genellikle vicdanı ile konumu arasında seçim yapmak zorunda kalanlardır. Haksızlığı gördüğü hâlde susmayan,........
