Dijitalleşen Pencere Vakası !
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Dijitalleşen Pencere Vakası !
Modern zamanlarda pencerelerimiz artık sokağa veya gökyüzüne açılmıyor. Hepimiz dijital ekranların küçük, parlak ve yapay pencerelerinden dünyayı izliyoruz. Bu pencereler bize sadece görüntü sunmuyor; aynı zamanda ne hissetmemiz, nasıl yaşamamız ve kendimize nasıl değer biçmemiz gerektiğini de dikte ediyor. Sanallığın bu kuşatıcı gücü, insan ruhunda derin bir yabancılaşma yaratıyor. İnsan, kendi hakikatinden koparak bir imaj nesnesine dönüşüyor.
İşte tam bu noktada, sanallığın ve yapaylığın açtığı varoluşsal yaraların teşhisini doğru yapıp iyileştirmek için güçlü bir felsefi rehberliğe ihtiyaç var. Anlam ve Değer Esaslı Terapi (AVDET) yaklaşım, bu karmaşanın ortasında insanın yeniden kendine “dönüş” yolunu açan ve özüyle buluşturan güçlü bir zemin sunmayı amaçlar. AVDET, modern insanın içine düştüğü dijital illüzyonları deşifre ederek, yapaylıktan gerçekliğe “dönüş”ün haritasını çizer.
Sanal Vitrinin İki Yüzü
Yapaylığın insan ruhunu nasıl esir aldığını hayatın içinden iki farklı manzara üzerinden anlamak mümkündür. Bu manzaralar, iki ayrı yerde ve iki ayrı ekranda, aynı dijital içeriğin iki tarafında duran iki trajik varoluşu temsil eder.
İlk tarafta Cavidan vardır. İstanbul Boğazı’nın en lüks restoranlarından birinde, donatılmış bir masanın üzerinde eğilmiş ışığı ayarlamaya çalışır. Masada kuş sütü eksiktir; kristal bardaklar, çeşit çeşit peynirler ve egzotik meyveler göz alıcıdır. Ancak Cavidan için bu masanın lezzeti veya eşiyle paylaşacağı sohbetin bir önemi yoktur. Onun tek derdi, kadrajın kusursuz olmasıdır. Kusursuz kareyi yakaladığı an fotoğrafı paylaşır: “Canım kocamla keyif, şükürler olsun, kıskananlar çatlasın.”
Cavidan’ın ruhu adeta cıva gibidir. Akışkandır, ele avuca gelmez ve sürekli başkalarının onay kabına göre şekil alır. Onun gösterişli masası bir şükür vesilesi değil, narsisistik bir tatmin aracıdır. Sahip oldukları üzerinden çevreye bir üstünlük ve dokunulmazlık ilan eder.
Diğer tarafta ise Banu durmaktadır. Eşinden boşanmış, ekonomik zorluklarla mücadele eden kırılgan bir anne. Küçük mutfağında çocuğuna kahvaltı hazırlarken buzdolabında sadece yarım bir peynir ve birkaç zeytin bulur. İçindeki eksiklik duygusunu bastırmak ve çocuğunu oyalamak için telefonunu eline alır. Instagram’a girdiğinde karşısına ilk çıkan, Cavidan’ın o şaşaalı fotoğrafıdır.
Banu, o fotoğrafa uzun uzun bakar. O an kendi hayatının ne kadar “eksik” ve “başarısız” olduğunu hisseder. İçinde tanımlayamadığı bir öfke ve derin bir haset uyanır. Telefonu sertçe masaya bırakır ve mutfaktaki o masum çocuğuna sebepsiz yere bağırır. Cavidan’ın sanal vitrine püskürttüğü zehirli buhar, Banu’nun evinde gerçek bir şiddet sağanağına dönüşmüştür.
AVDET Merceğinden Yapaylığın Anatomisi
Bu iki vakada yaşanan kırılma, Anlam ve Değer Esaslı Terapi (AVDET) yaklaşımının temel kavramlarıyla incelendiğinde yapaylığın boyutu netçe görülür.
AVDET yaklaşımına göre, burada ilk olarak “Anlam ve Değer” ekseninde bir sapma yaşanmıştır. Anlam, “var olma” durumundan “görünme” çabasına evrilmiştir. İnsanın ontolojik değeri, maddi imkânların teşhirine indirgenmiştir. İnsan, kristal bardakların ve nesnelerin ışıltısı altında kendi hakikatini gömmüştür. Değer, insanın içsel bütünlüğünden koparak dışsal nesneler ve dijital mecralar üzerinden birer “statü sopası”na dönüşmüştür.
İkinci olarak, AVDET’in “Niyet-Eylem-Sonuç” denklemi bozulmuştur. Bir “fail/özne” olan Cavidan’ın niyeti mutluluğu paylaşmak gibi görünse de örtük niyeti üstünlük kurmaktır. Eylemi mahremiyeti metalaştırmaktır. Sonuç ise toplumsal dokuyu zedeleyen bir haset dalgasının oluşmasıdır. Kötü bir kaba/zarfa (edep) konulan iyilik iddiası kötü bir yöntemle (erkân) birleşince ahlaki kıvam bozulmuş ve bir yıkım doğmuştur. Banu ise bir “münfail” yani etkilenen olarak bu zehri bünyesine almış, kendi yetersizlik duygusunun faturasını çocuğuna kesmiştir.
Son olarak, “Kök Erdemler” terk edilmiştir. Cavidan, yaşantısal bir ölçülülük ve sakınma inceliği olan İffet erdeminden uzaklaşmıştır. Eyleminin başkaları üzerindeki hüzün ve haset etkisini göremeyerek Hikmet erdemini zedelemiştir. Banu ise zorluk anında anlamı koruma becerisi olan Sabır ve Kanaat kalesini kaybetmiştir. Kendi içsel öfkesini masum bir çocuğa yönelterek de Adalet erdemini çiğnemiştir.
Gerçekliğe ve İnsanlığa Dönüş: AVDET’in Terapötik/İyileştirici Katkısı
Bu iki karakterin sanal dünyada kaybolan ruhlarını........
