Ortadoğu’nun Kaderi Şiddet, Savaş ve Gözyaşı Olmamalı
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Ortadoğu’nun Kaderi Şiddet, Savaş ve Gözyaşı Olmamalı
Son iki aydır dünyanın gündemi Ortadoğu’ya kilitlenmiştir. Buna bağlı olarak dini hayattan, petrol, enerji, borsa, turizm, yatırım, üretim, siyaset ve diplomasiye kadar her şeyde bir stres ve belirsizlik söz konusudur. Şüphesiz bu kaos ortamının birinci suçlusu bölgenin sinir uçlarını kaşıyan Siyonist İsrail’dir. İkincisi de Evanjelik Hristiyanların övgüsüyle kendisini Hz. İsa’ya benzetmeye çalışan Trump ve ABD yönetimidir. Bu gücü yanında hisseden İsrail artık her fırsatta Filistin, Lübnan, Ürdün, Suriye topraklarına saldırmaktadır. Nitekim 28 Şubat’tan bu yana Lübnan savaşında 2200 kişi öldürülmüş, 1,5 milyon insan yerinden edilmiş, 1400 bina ve köprü yıkılmıştır. İran savaşında ise, 34 bini yaralı olmak üzere 3 bin 468 kişi hayatını kaybetmiştir.
Ortadoğu Özellikli Bir Coğrafyadır
Ortadoğu maddi ve manevi özelliklerle dikkat çeken bir bölgedir. Öncelikle bu coğrafya insanlık tarihi ile başlayan manevi zenginliklere sahiptir. Elbette yeryüzünün tamamı değerlidir ve Kur’an’ın işaret ettiği gibi “Doğu da Allah’ındır batı da. İnsan doğru bir irade ve çalışma sergilediğinde dünyanın neresinde olursa olsun Allah’ın rahmet ve nimetine ulaşması mümkündür. (Bakara 2/115) Tarihte zaman zaman inanç ve kültürel bozulmalar yaşanmış olsa da başta Hz. Muhammed (sav) olmak üzere bölgeye gönderilen birçok peygamberin rehberliğinde düzeltilmeler yapılmıştır. Hz. Âdem ile başlayan, Hz. İbrahim ile devam eden, peygamberimizle tamamlanan vahiy ve ilahi kitapların getirdiği tevhid inancı, insanlığı aydınlatan en büyük kazanım ve miras olmuştur. Mekke ve Kabe’nin kıble olarak tayin edilmesi de Müslümanlar arasındaki inanç ve gaye birliğini pekiştirmek içindir. Diğer önemli bir konu ise bölgedeki denizlerin zenginliği, birçok ticaret yollarının burada kesişmesi, Uzakdoğu ve Batı ile ulaşım kolaylığı, yer altı petrol ve maden kaynakları gibi maddi nimetlerle donatılmış olmasıdır. Bu doğal zenginlik yakın, uzak herkesin dikkatini çekmekte ve iştahını kabartmaktadır.
Bozgunculuğun ve Şiddetin Aktörü İsrail
Tarihi olaylardan da anlaşıldığı üzere İsrail devleti kurulduğu 14 Mayıs 1948 tarihinden itibaren Ortadoğu, şiddet ve savaşla anılmaya başlanmıştır. Fanatik Yahudiler ve yöneticileri vadedilmiş topraklara (Arz-ı Mev’ud’a) sahip olmak inancıyla şiddeti ve öldürmeyi kendileri için bir hak olarak görmektedirler. Bu nedenle İsrail Filistin başta olmak üzere çevredeki topraklara sahip olmayı kutsal inançlarının bir gereği olarak kabul etmektedir. Ne yazık ki İslam ülkelerinin kendi aralarındaki mesafeli duruşları ve olup biten olayları kanıksamaları bu şımarık devletin cesaretini arttırdığı gibi yerel ve uluslararası hukuku da tanımamaktadır. Hatırlanacağı üzere yakın geçmişte Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in “Gazze’deki Filistin halkına soykırım yaptığı” gerekçesiyle Lahey Uluslararası Adalet Divanınabaşvurmuştur. Mahkeme İsrail’in soykırım suçunu tescil edip yargılanması gerektiğine karar vermesine rağmen pratikte beklenen sonuç alınamamıştır. Ne gariptir ki dünyaya demokrasi ve insan hakları dersi veren ABD karardan hemen sonra adı geçen ülkeyi ve mahkeme üyelerini tehdit etmiştir. Maalesef konuyu dert ettiğinizde geleceğe yönelik başka risklerin de sırada beklediğini görürsünüz. Bunlardan biri de ABD’nin körfez ülkeleri ile İsrail arasında gerçekleştirmeye çalıştığı “İbrahimî Antlaşması” dır. Bu antlaşmanın amacı ve hedefi başka bir yazının konusudur. Ancak bir cümle ile ifade etmek gerekirse antlaşmanın ana fikri kurtla kuzuyu bir arada tutma projesi olduğunu söylemek mümkündür.
Maksatlı ve Sinsice bir Konuşma
Büyükelçiler, bulundukları ev sahibi ülkenin yönetim tarzına, iç/dış politikalarına saygılı davranır ve uluorta konuşmazlar. Hal böyle iken birkaç gün önce düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’na katılan ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack Ortadoğu ülkeleriyle ilgili bilimsel temelden yoksun şu konuşmayı yapmıştır: “Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar, güç. Eğer güç göstermezseniz, savunmada kalırsınız. Bölgeyi incelerseniz işe yarayan tek şeyin, Körfez’deki şefkatli monarşiler, güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edersiniz. Demokrasi ya da insan hakları adına müdahale ettiğimiz ülkeler ise hüsrana uğradı. Günün sonunda refah; İsrail’in, çıkarlarını Körfez’le ve bu köklü medeniyetlerle ortak bir paydada buluşturmasından geçiyor.” İsrail aşkıyla büyük bir hayal kurgulayan büyükelçiye şu hususları hatırlatmayı görev kabul ediyorum: Birincisi İslam tarihini, kültürünü, medeniyetini ve insanlığa getirdiği hoş görü ile sosyal değerleri ya bilmiyor veya bildiği halde kasıtlı davranmıştır. İkincisi son çeyrek yüzyılda acaba vatandaşı olduğu ülkenin demokrasi ve insan haklarını götürmek istediği ülkelerde kaç çocuk ve yetişkinin öldürüldüğünü biliyor mu? Üçüncüsü Ortadoğu ülkelerini güç ve merhametli Monarşi ile tanımlarken, kendi ülkesindeki tek kişinin, zorbalıkla dünyaya verdiği günlük tahribatın farkında mıdır? Ayrıca yirmi birinci asrın ilk çeyreğinde kendi ülkesiyle el ele vererek dünyanın en büyük........
