menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mescidi Aksa’nın İbadete Kapatılması Tam Bir İnsanlık Suçudur

20 0
08.04.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Mescidi Aksa’nın İbadete Kapatılması Tam Bir İnsanlık Suçudur

Siyonist İsrail, Trump ’un ilk başkanlık döneminde eksik kalan gizli planlarını ikinci dönemde gerçekleştirmek üzere çılgın eylemlerle yoluna devam etmektedir. Önceki dönemde Kudüs İsrail’in resmi başkenti olarak ilan edilmiş ve ABD Büyükelçiliği buraya taşınmıştır. İkinci dönemde de üç yıl devam eden, 80 bin kişinin ölümüyle tarihe kara leke olarak geçen Gazze katliamını ve fiziki enkazını Trump’un başkanlığında kurulan bazı İslam ülkelerinin de temsilci verdikleri bir komiteye bırakılmıştır. Fakat yapılan antlaşma karşılıklı rıza ve güvene dayanmamaktadır. Çünkü Gazze halkı yok hükmünde sayılmış ve yarına dair hiçbir güvence verilmemiştir. Bu yüzdendir ki İsrail her fırsatta saldırılara devam etmektedir. Ayrıca Gazze’ye gelen yardımların giriş, çıkışlarını de kontrolünde tutmaktadır. Şimdi ise ABD’yi yine yanına alarak bu kez İran’da zulüm ve yıkıma başlamıştır. Dini, insani vicdani duyguları körelen fanatik Yahudiler hakkında yazı yazmanın ne kadar zor olduğunun farkındayım. Fakat kayıtlara geçmesi ve içimizi kanatan Mescidi Aksanın ibadete kapatılmasıyla ilgili tepkimizi bir nebze de olsa yazıyla paylaşmak istedim.  

Kudüs’ün Tarihteki Misyonu

 Kudüs Lut gölüne 24, Akdeniz’e 60 km. mesafede bulunan ve deniz seviyesinden 747 metre yüksekliği olan bir şehirdir. Tarih boyunca tevhid inancının bir sembolü olarak Mescidi Aksa’yı bağrında tutmaktadır.  Zira Mescidi Aksa’nın burada olması Kudüs ve çevresine manevi bir derinlik katmaktadır. Hz. İbrâhim’den itibaren birçok Peygamber bu bölgeye gönderildiği için peygamberler şehri olarak da anılmış ve üç ilahi dine ev sahipliği yapmıştır.  Kudüs ismi Kur’an’da geçmemekle birlikte Mescidü’l-Aksa’nın bu şehirde olması çevresinin mübarek kılınması (İsra 17/1) bölgenin “mukaddes toprak” şeklinde anılması (Mâide 5/21) sebebiyle “iyi ve güzel bir yer” olarak nitelendirilmiştir. (Yunus 10/93) Kudüs halkı ilk defa 17/638 yılında Suriye’nin fethinden sonra Ebû Ubeyde b. Cerrâh’a   müracaat ederek şehri Hz. Ömer’e teslim etmek istemişlerdi.  Davet üzerine Kudüs’e gelen Hz. Ömer Patrik’le görüşmüş ve antlaşmayı imzalamışlardı.  Bu tarihten itibaren Hz. Ömer’in talimatıyla Müslümanlar şehirde ikamet eden herkesin can ve mal güvenliklerini korumuşlardır. Kısa sürede şehirde birlikte yaşama kültürü ve geleneği yerleşmiştir.   Emeviler, Abbasiler ve Fatimiler döneminde de şehrin sakinleri, mabetleri bir arada yaşamaya devam etmişlerdir.  Ne yazık ki 1099 yılında Kudüs’e musallat olan Haçlılar, Müslümanlar başta olmak üzere şehir halkını hatta onlara yardımcı olan diğer din mensuplarını öldürerek tam bir vahşet sergilemişlerdir. Öyle ki evlerde, camilerde, yollarda hatta Mescidi Aksa’ya sığınan kadın ve çocukları bile ölümle cezalandırmışlardır. 

 Yavuz Sultan Selim İdrîs-i Bitlisî’nin de aralarında bulunduğu devletin ileri gelen sivil ve asker kadrosuyla 29 Aralık 1516 tarihinde Şam üzerinden güneye doğru ilerleyerek Kudüs’e varmış ve o günden itibaren şehir Osmanlı yönetimine girmiştir.  Osmanlı Devleti Kudüs’ü Mekke ve Medine gibi itina göstererek idare etmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kubbetü’s-sahre’nin restorasyonu, mabedin çevresindeki surların inşası, surlardaki yüksekliği 12 metreyi aşan otuz dört kulenin hizmete alınması, Beytülahm ve Halîlürrahmân’dan Kudüs’e su getiren kanalların tamiri, şehir suyunun dağıtımı ve beşi sur içinde olmak üzere altı çeşmenin yapımı    gibi   büyük imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir.   Padişahın hanımı Hürrem Sultan ise,  içinde cami, medrese, han, ribat, imaret gibi eserlerin bulunduğu ve Kudüs’ün en önemli hayır kuruluşu olan bir külliye yaptırmıştır. Külliye masraflarının karşılanması için büyük bir vakıf kuran Hürrem Sultan, Suriye, Filistin ve Remle civarında birçok araziyi bu vakfa tahsis etmiştir. Böylece Kudüs 1917 yılına kadar yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı yönetiminde parlak bir dönem yaşamıştır.

Mescidi Aksa’nın Önemi  

Şüphesiz yeryüzünde insanlar için inşa edilen ilk mescit, Kâbe’nin içinde bulunduğu Mekke’deki “Mescidi Haramdır.” (Al-i İmran 3/95) Kâbe’yi Hz. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte yapmıştır (Bakara 2/126). İkincisi de çevresi mübarek kılınan, Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’teki “Mescid-i Aksa”dır. (Buhari, Enbiyai 10) Mescidi Aksa’nın yer tespiti ve planlanması Hz. Dâvûd ile başlamakla birlikte yapımı oğlu Hz. Süleyman tarafından tamamlanmıştır. Kur’an-ı Kerimde bu iki mescidin ve Hz. Peygamber’in “İsra” olayı aynı ayette zikredilmiştir. “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed-i)   bir gece Mescidi Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” (İsrâ 17/1) Nitekim Hz. Peygamber (sav) de   Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve Mescidi Nebi olmak üzere üç mabedin manevi değerine işaret ederek bunları ziyaret etmeyi tavsiye etmiştir. (Müslim, “Ḥac”, 288)    Mescidi Aksa’nın yapımı ile ilgili gerekli taş,........

© Akademik Akıl