Küçük Prens Hikâyesi Bize İlişkiler Hakkında Ne Söylüyor?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Küçük Prens Hikâyesi Bize İlişkiler Hakkında Ne Söylüyor?
Küçük Prens’in hikâyesi, bana sevgi, emek, iletişim ve insan ilişkileri üzerine yeniden düşünmeyi hatırlattı. Birini özel yapan şeyin kusursuzluğu değil, onunla kurulan bağ olduğunu belki de en iyi bu küçük hikâye anlatıyor.
Küçük Prens’i okudunuz mu?Geçenlerde bizim evde bu kitabın üç farklı nüshasının olduğunu fark ettim. İlginçtir, bunca zamandır elime almış ama birini bile sonuna kadar okumamıştım. Sonra merak ettim, başladım. Okudukça da durup düşündüm: Sevmek nedir, uzaklaşmak nedir, anlamak neden bu kadar zor, ilişkiler neden bu kadar çabuk yoruluyor? Küçük bir çocuk kitabı diye başladığım hikâyede kendimi; çağımızı, ilişkilerimizi ve sevgilerimizi sorgularken buldum.
Okumayanlar için kısaca anlatayım. Küçük Prens’in kendi küçük gezegeninde bir gülü vardır. Nazlıdır, kırılgandır, kaprislidir; bazen de çelişkili ve zorlayıcıdır. Küçük Prens onu sever ama tam anlayamaz. Kafası karışır, üzülür, kırılır. Sonra da oradan uzaklaşır ve başka gezegenlere doğru yola çıkar.
Belki de hepimizin hayatında böyle anlar vardır.Sevdiğimiz birini tam anlayamadığımız…Ne dediğini duyamadığımız, sözlerinin ardındaki duyguyu hissedemediğimiz, davranışlarının içindeki kırgınlığı göremediğimiz…Ve bu yüzden kalmak yerine uzaklaşmayı seçtiğimiz…
Küçük Prens de biraz bunu yapar. Gider. Başka gezegenler görür. Başka insanlar tanır. Yetişkinlerin tuhaf dünyasını anlamaya çalışır. Kimi güç peşindedir, kimi alkış, kimi sahip olmak, kimi sadece meşgul görünmek derdindedir. Her karşılaşma, ona biraz daha hayatı öğretir.
Sonra Dünya’ya gelir. Ve bir gül bahçesiyle karşılaşır. Binlerce gül vardır. Şöyle düşünür:“Demek ki benim gülüm öyle benzersiz değilmiş…”
Bence bu sahne, sadece bir çocuk hikâyesinin sahnesi değildir. Bu, biraz da modern insanın sahnesidir.
Bugün insan ilişkilerinde de böyle bir gül bahçesinin içindeyiz sanki. O kadar çok vitrin, görüntü, gösteriş ve seçenek var ki…
Hele sosyal medya, insanı tek bir dokunuşla pırıltılı hayatların ve coşkulu duyguların ortasına bırakıyor. Herkes mutlu, herkes güzel, herkes etkileyici, herkes daha heyecan verici…
Böyle olunca da ilk zorlanmada akla gelen sorular çoğalıyor:“Acaba daha iyisi var mı?”“Ben bunu hak ediyor muyum?”“Ben daha iyisini hak etmiyor muyum?”
Bazen bu sorular, insanın kendini koruma çabasından doğuyor. Bazen de ilişkinin emek isteyen taraflarından kaçmanın daha süslü bir ifadesine dönüşüyor.
İşte tam burada insanın kendine dürüst olması gerekiyor. Çünkü her zorluk değersizlik değildir; ama her değersizlik de katlanılması gereken bir şey değildir.
Derken hikâyede tilki çıkıyor karşımıza. Ve Küçük Prens’e yalnızca sevgiyi değil, iletişimin ve ilişkinin özünü de öğretiyor. Birini özel yapan şeyin dış görünüşü olmadığını anlatıyor. Onun için harcadığın zamanın, verdiğin emeğin, kurduğun bağın ve gösterdiğin sadakatin önemini hatırlatıyor.
Tilki diyor ki, “İnsan, ancak yüreğiyle baktığında gerçeği görebilir.”
Sanırım bu cümle, bugün ilişkiler üzerine söylenebilecek en güzel cümlelerden biridir.
Çünkü bir ilişkiyi ayakta tutan şeylerin çoğu görünmezdir.
Birinin kırıldığını fark edip sesimizi yumuşatmamız görünmezdir.Haklı olduğumuz hâlde karşımızdakini ezmeden konuşmamız görünmezdir.Kırılmış bir kalbi hemen savunmaya geçmeden dinlememiz görünmezdir.Kendimizi kabul ettirmeye değil, karşımızdakini anlamaya çalışmamız görünmezdir.Ve insanları birbirine bağlayan, iletişimi ilişkiye dönüştüren şeyler tam da bunlardır.
Bu noktada aklıma Selvi Boylum Al Yazmalım’ın o unutulmaz sözü geliyor:“Sevgi neydi? Sevgi emekti.”
Evet, sevginin sadece kalbin hızlı çarpması olmadığını hepimiz az çok biliyoruz. Sevgi bazen yorulduğun hâlde yanında kalmaktır. Bazen haklı olduğun hâlde sesini düşürmektir. Bazen incinince çekip gitmek yerine kalıp konuşmayı seçmektir. Bazen anlaşılmayı beklemekten önce anlamaya çalışmaktır.
Hani ben sık sık söylüyorum ya: iletişim; anlamak, anlaşılmak ve anlaşmaktır.
İşte bunların hepsi emek isteyen şeylerdir.
Nitekim Erich Fromm da sevgiyi sadece hissedilen bir duygu olarak değil, emek, sorumluluk, özen ve dikkat gerektiren bir insanlık becerisi olarak görür. Yani sevgi, sadece başımıza gelen bir şey değil; biraz da öğrenilen, büyütülen ve korunması gereken bir bağdır. Bir bakıma sanattır.
Bugün birçok insanın ilişkilerde yaşadığı sorun, çoğu zaman sevememek değil; bağ kurmanın ne kadar emek istediğini unutmuş olmaktır.
EMEK VERMEK NE DEMEK?
Peki ilişkiye emek vermek ne demektir?
İlişkiye emek vermek, önce ilgilenmektir. Karşımızdakinin ne hissettiğini, neye kırıldığını, neye sevindiğini merak etmektir. Onu ezbere bildiğini sanmak değil, değişen yanlarını da fark etmeye çalışmaktır.
İlişkiye emek vermek, dinlemektir. Söz sırası bize gelsin diye değil, gerçekten anlamak için dinlemektir. Hemen savunmaya geçmeden, cümlesini tamamlamasına izin vermektir.
İlişkiye emek vermek, iletişim kurmaktır. İçine........
