menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeme Davranışı: Mesele Yalnızca Ne Yediğimiz Değil, Neden ve Nasıl Yediğimizdir

29 0
friday

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Yeme Davranışı: Mesele Yalnızca Ne Yediğimiz Değil, Neden ve Nasıl Yediğimizdir

Bir insan neden acıkmadığı hâlde yemek yer? Neden stresli bir günün sonunda kendisini buzdolabının önünde bulur? Neden pazartesi günü büyük bir kararlılıkla başladığı diyeti birkaç gün sonra bırakır ve ardından kendisini iradesizlikle suçlar?

Bu soruların yanıtı yalnızca beslenme biliminde değildir. Tıbbi biyokimya, psikiyatri ve aile hekimliği bize aynı gerçeğin farklı boyutlarını gösterir: Yeme davranışı; metabolizmanın, beynin, duyguların ve yaşam koşullarının birlikte şekillendirdiği biyolojik ve psikososyal bir süreçtir.

Biyokimya bize ne anlatıyor?

Açlık ve tokluk, yalnızca midenin boş veya dolu olmasıyla açıklanamaz. Kan glukozu, insülin, leptin, ghrelin ve bağırsak kaynaklı sinyaller, beynin enerji ihtiyacını değerlendirmesinde rol oynar. Uyku düzeni, fiziksel aktivite, öğünlerin içeriği ve metabolik sağlık da bu süreci etkiler.

Ancak insan vücudu, tek bir hormonun yönettiği basit bir makine değildir. Açlık ve tokluk; sinir sistemi, hormonlar, bağırsak-beyin iletişimi ve çevresel uyaranların karşılıklı etkileşimiyle düzenlenir.

Örneğin, yeterince uyumayan bir kişinin iştahı ve yüksek enerjili besinlere yönelimi değişebilir. Uzun süre aç kalmak, bazı kişilerde daha sonra aşırı yeme eğilimini artırabilir. Hızlı tüketilen, enerji yoğun ve kolay ulaşılabilir yiyecekler de kişinin ne kadar yediğini fark etmesini güçleştirebilir.

Dolayısıyla yeme davranışını değiştirmek isteyen birine yalnızca “Daha az ye” demek, biyolojik düzenlemenin karmaşıklığını göz ardı etmektir.

Psikiyatri bize ne anlatıyor?

Yemek, yalnızca enerji almak için kullandığımız bir araç değildir. Bazen ödüldür, bazen alışkanlıktır, bazen de üzüntüyle, yalnızlıkla, kaygıyla veya sıkıntıyla baş etme biçimidir.

Burada önemli bir ayrım var: Fiziksel açlık ile duygusal yeme aynı şey değildir; ancak aynı kişide birlikte bulunabilirler.

Bir insan üzgün olduğunda tatlıya yönelebilir. Çünkü daha önce tatlı yemek ona kısa süreli bir rahatlama sağlamıştır. Beyin, bu deneyimi öğrenir ve benzer duygusal durumlarda aynı davranışı yeniden önerebilir. Zamanla yemek, açlığı gidermenin yanı sıra duygusal düzenleme işlevi de kazanabilir.

Bu noktada katı yasaklar bazen sorunu büyütebilir. Kişi bir yiyeceği tamamen yasakladığında o yiyeceğe yönelik düşünceleri artabilir; yasağı bozduğunda ise suçluluk duyabilir. Suçluluk, yeniden kısıtlamaya; kısıtlama da bazı kişilerde yeniden aşırı yemeye yol açabilir.

Elbette her yeme sorunu bu döngüyle açıklanamaz. Tıkınırcasına yeme bozukluğu, bulimia nervoza, anoreksiya nervoza, depresyon, kaygı bozuklukları ve bazı ilaçların etkileri ayrıca değerlendirilmelidir.

İşte bu nedenle yeme davranışını yalnızca irade meselesi olarak görmek, insanın psikolojik gerçekliğini eksik okumaktır.

Aile hekimliği bize ne anlatıyor?

Aile hekimliği, insanı yalnızca kilosuyla veya laboratuvar sonuçlarıyla değerlendirmez. Kişinin yaşam biçimini, aile ortamını, çalışma koşullarını, uyku düzenini, ilaçlarını, kronik hastalıklarını ve ruhsal durumunu birlikte ele alır.

Kilo artışı olan bir kişiye hemen diyet listesi vermek yerine şu sorular sorulabilir:

Gerçekten ne zaman acıkıyorsunuz?

Öğün atlıyor veya açlığınızı uzun süre erteliyor musunuz?

Üzüldüğünüzde, sıkıldığınızda ya da stres yaşadığınızda yemek yeme isteğiniz artıyor mu?

Nasıl uyuyorsunuz? Gün içinde ne kadar hareket ediyorsunuz?

Kullandığınız ilaçlar, mevcut hastalıklarınız veya yaşam koşullarınız iştahınızı etkiliyor olabilir mi?

Bu soruların amacı kişiyi yargılamak değil, davranışın nedenlerini anlamaktır.

Gerekli durumlarda kan şekeri ve diğer metabolik göstergeler değerlendirilir; tiroit hastalıkları ve ilaç etkileri gibi olası nedenler klinik bulgulara göre araştırılır. Yeme davranışında belirgin kontrol kaybı, yoğun beden algısı kaygısı veya ruhsal sıkıntı varsa psikiyatri ve diyetisyen desteğiyle iş birliği yapılır.

Çünkü aile hekimliğinde asıl hedef yalnızca kilo vermek değil, kişinin sağlığını uzun vadede koruyabilecek bir yaşam düzeni oluşturmasına yardımcı olmaktır.

Peki, bugün neyi değiştirebiliriz?

Büyük kararlar almak yerine küçük, uygulanabilir adımlarla başlayabiliriz.

1. Yasak koymak yerine farkındalık geliştirin.

“Bir daha tatlı yemeyeceğim” demek yerine, tatlı yeme isteğinizin hangi durumlarda ortaya çıktığını gözlemleyin. Açlık mı, alışkanlık mı, yoksa duygusal bir ihtiyaç........

© Akademik Akıl