menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Kadın Girişimciliği’ Çözüm mü? Hayal mi?

11 0
20.05.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

‘Kadın Girişimciliği’ Çözüm mü? Hayal mi?

Kadın girişimciliği son yılların en parlak kavramlarından biri haline geldi. Uluslararası zirvelerde, banka reklamlarında, kalkınma projelerinde ve sosyal medya kampanyalarında sürekli aynı mesaj dolaşıyor: “Kadın girişimci olursa toplum kalkınır.” Peki gerçekten öyle mi? Kadın girişimciliği ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri çözebilecek bir kurtarıcı mı, yoksa modern dünyanın parlatılmış yeni bir hayali mi?

Bu soruya tek cümleyle cevap vermek mümkün değil. Çünkü kadın girişimciliği hem gerçek bir dönüşüm alanı hem de zaman zaman sistemin sorunlarını bireyin omzuna yükleyen romantik bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor.

Önce gerçeği teslim etmek gerekir: Kadınların ekonomik hayata katılması, yalnızca bireysel gelir artışı değil, aynı zamanda toplumsal güç dağılımının değişmesi anlamına gelir. Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde kadınların önemli bir kısmı hâlâ kayıt dışı çalışıyor, düşük ücret alıyor ya da ücretsiz ev emeği içinde görünmezleşiyor. Bu nedenle kendi işini kurabilen bir kadın; ekonomik bağımsızlık, sosyal görünürlük ve karar alma gücü elde ediyor. Özellikle küçük şehirlerde veya muhafazakâr toplumsal yapılarda bir kadının kendi markasını oluşturması başlı başına bir kültürel kırılma yaratabiliyor.

Fakat mesele tam burada karmaşıklaşıyor.

Çünkü kadın girişimciliği çoğu zaman “her kadın yeterince isterse başarabilir” masalıyla sunuluyor. Oysa gerçek dünya LinkedIn motivasyon cümlelerinden çok daha sert işliyor. Sermayeye erişim eşit değil. Eğitim olanakları eşit değil. Networking ağları eşit değil. Hatta zaman bile eşit değil. Erkek girişimci gece yarısına kadar iş geliştirme toplantısı yaparken, birçok kadın aynı saatlerde çocuk bakımı, yaşlı bakımı veya ev içi görünmeyen emekle uğraşıyor.

Dolayısıyla kadın girişimciliğini yalnızca bireysel “başarı hikâyesi” üzerinden okumak ciddi bir yanılsama yaratıyor. Çünkü sistemsel eşitsizlikler devam ederken girişimcilik bazen sadece yeni bir baskı biçimine dönüşüyor. Bu kez kadınlardan hem iyi anne, hem iyi eş, hem iyi çalışan hem de başarılı CEO olmaları bekleniyor. Modern dünyanın “süper kadın” miti tam da burada doğuyor.

Özellikle sosyal medyada bu durum çok belirgin. Kusursuz ofislerde kahvesini yudumlayan, aynı anda hem çocuk büyütüp hem şirket yöneten kadın profilleri sürekli dolaşıma sokuluyor. Ancak bu görüntülerin arkasında çoğu zaman görünmeyen destek ağları, aile sermayesi veya sınıfsal avantajlar bulunuyor. Her kadının bu koşullara sahip olmadığı ise pek konuşulmuyor.

Bir başka sorun da kadın girişimciliğinin bazen neoliberal ekonominin makyaj malzemesi haline gelmesi. Devletlerin sosyal politikaları güçlendirmek yerine “girişimci kadın” söylemiyle sorumluluğu bireye devretmesi dikkat çekiyor. Kreş yetersiz mi? Kadın girişimci olsun. İşsizlik mi var? Evden butik kurulsun. Güvencesiz çalışma mı yaygın? “Kendi işinin patronu ol” denilsin. Böylece yapısal sorunlar kişisel motivasyon eksikliğine indirgeniyor.

Yine de tüm eleştirilere rağmen kadın girişimciliğini küçümsemek de doğru değil. Çünkü bu alan gerçekten dönüştürücü örnekler üretiyor. Kooperatifleşen kadınlar, teknoloji şirketi kuran genç girişimciler, yerel üretimi markalaştıran kadın ağları ekonomik olduğu kadar kültürel değişim de yaratıyor. Özellikle dijitalleşme sayesinde artık daha düşük........

© Akademik Akıl