Ankebût 48. Âyet Hz. Muhammed’in Okuma Yazma Bilmediğini mi Anlatıyor?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Ankebût 48. Âyet Hz. Muhammed’in Okuma Yazma Bilmediğini mi Anlatıyor?
Kur’an’ın bazı âyetleri, zaman içinde kendilerinden daha çok konuşulan yorumlara sahip olmuştur. Ankebût sûresinin 48. âyeti de bunlardan biridir.
“وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِه۪ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَم۪ينِكَ اِذاً لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ ﴿٤٨﴾”
Âyet, yaygın meallere göre şöyle anlaşılır:
“Sen bundan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. Öyle olsaydı bâtıl peşinde koşanlar şüpheye düşerlerdi.”
Bu anlamdan hareketle Hz. Muhammed’in vahiyden önce okuma yazma bilmediği sonucuna ulaşılır. Böylece âyet, Peygamber’in “ümmî” oluşunun en önemli delillerinden biri kabul edilir.
Peki âyet gerçekten bunu mu anlatıyor?
Ankebût sûresinin 46. âyetinde konu doğrudan Ehl-i kitaptır. Müslümanlara, Kitap Ehli ile en güzel şekilde mücadele etmeleri ve “Bize indirilene de size indirilene de inandık” demeleri söylenir. 47. âyette ise “İşte böylece sana Kitab’ı indirdik” denilir. Hemen ardından 48. âyet gelir.
Yani pasajın ana konusu okuma yazma değildir. Konu vahiy, kitaplar ve Kur’an’ın kaynağı meselesidir.
Bu bağlam dikkate alındığında 48. âyet de bu çerçevede anlaşılmalıdır.
Âyette geçen ilk ifade şöyledir: “وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِه۪ مِنْ كِتَابٍ”
Buradaki “مِنْ كِتَابٍ” ifadesi genellikle “hiçbir kitap” veya “herhangi bir kitap” şeklinde çevrilmektedir. Ancak hemen önceki âyetlerde Ehl-i kitaptan ve kendilerine verilen ilâhî kitaplardan söz edildiği için buradaki “kitaptan” da ilâhî kitap, kutsal kitap manası anlaşılmaktadır. Nitekim bu anlamı tercih eden alim ve meal yazarları da bulunmaktadır.
Dolayısıyla âyetin bu kısmının anlamı şöyledir:
“Sen bundan önce herhangi bir ilâhî kitabı okuyor değildin.”
Âyette asıl dikkat çekici ifade ikinci bölümdür: “وَلَا تَخُطُّهُ بِيَم۪ينِكَ”
Literal olarak düşünüldüğünde “onu sağ elinle yazmıyordun” şeklinde anlaşılır.
Zaten geleneksel yorum bu ifadeyi Hz. Muhammed’in yazı yazamadığı şeklinde anlamıştır. Oysa cümlenin bağlamında konu Peygamber’in yazı yazma becerisi değildir. Konu, Kur’an’ın nasıl ortaya çıktığı ve kaynağının ne olduğudur.
Buradaki “onu” zamiri de bu açıdan önemlidir. Zamirin işaret ettiği şey, sıradan bir yazı değil, söz konusu Kitap’tır, Kur’an’dır.
Diğer taraftan “يمين” kelimesi Kur’an’ın âyetlerinde “güç” manasında da kullanılmıştır. Mesela Hâkka suresinin 45. âyeti: لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِ
Dolayısıyla âyet, “Muhammed yazı yazamıyordu” dememektedir. “Bu Kitab’ı sen kendi bilgi ve birikiminden hareketle yazıp ortaya koymadın” demektedir.
Âyetin son cümlesi de bu anlamı tamamlamaktadır: “اِذاً لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ”
“Öyle olsaydı senin davanı çürütmeye çalışanlar kuşkularında haklı olabilirlerdi.”
Kur’an’ın kaynağıdır.
Eğer Hz. Muhammed daha önceki kutsal kitapları okuyarak onların içeriklerine ulaşmış, ardından da kendi birikiminden hareketle bunları yeni bir kitap halinde ortaya koymuş olsaydı, Kur’an’ın kaynağı konusunda şüphe ileri sürülebilirdi.
Nitekim Kur’an başka bir yerde müşriklerin de buna benzer bir iddia ileri sürdüğünü açıkça bildirir:
“Bu Kur’an, öncekilerin masallarıdır; onları yazdırmış, sabah akşam kendisine okunmaktadır.” (Furkân 25/5)
Demek ki Hz. Muhammed’e yöneltilen suçlamalardan biri, Kur’an’ı başka kaynaklardan öğrenip yazdırdığı iddiasıdır.
Ankebût 48 de bu iddiaya cevap vermektedir:
Sen önceki ilâhî kitapları okuyarak bunları öğrenmedin. Bu kitabı kendi bilgi ve birikiminle oluşturmadın. Dolayısıyla Kur’an’ın kaynağı sen........
