Aklını Başkasına Kullandırıyorsan İki Kere Düşün: Hayatının Hesabını Sen Vereceksin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Aklını Başkasına Kullandırıyorsan İki Kere Düşün: Hayatının Hesabını Sen Vereceksin
İnsan, Allah’ın kendisine lutfettiği en büyük nimetlerden biri olan aklı sayesinde düşünür, sorgular, karşılaştırır, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmaya çalışır. Bu sebeple Kur’an’ın insana yönelik çağrısı yalnızca “iman et”ten ibaret değildir. Kur’an, insanı aynı zamanda düşünmeye, anlamaya, ibret almaya ve aklını kullanmaya davet eder.Kur’an’da akıl, insanın başkasına devredebileceği bir yetki olarak görülmez. İnsan, aklını kullanma sorumluluğunu başkasına havale ederek kendi sorumluluğundan kurtulamaz.
Nitekim Kur’an, insanın yaratılıştan sahip olduğu imkânlara dikkat çekerken şöyle buyurur: “O Allah ki sizi analarınızın karnından çıkardı. Siz dünyaya geldiğinizde hiçbir şey bilmez haldeydiniz. Ama O size işitecek kulaklar, görecek gözler ve düşünecek akıl bahşetmiştir. Bütün bu nimetler için O’na şükretmelisiniz.” (en-Nahl 16/78). İnsan dünyaya hazır bilgilerle gelmez; fakat kendisine verilen imkânlarla öğrenebilecek, düşünebilecek ve doğruyu arayabilecek bir donanıma sahiptir.
Kur’an’ın dikkat çektiği asıl mesele de budur: İnsanın kendisine verilen imkânları kullanıp kullanmaması.Kur’an’ın birçok âyetinde “Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” diye sorulması boşuna değildir. (el-Bakara 2/44; el-Mâide 5/58; el-En‘âm 6/32; el-Kasas 28/60) Mesela Bakara sûresinde, insanlara iyiliği anlatan fakat kendileri uygulamayanlara yönelik eleştirinin ardından şu soru sorulur: “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (el-Bakara 2/44). Demek ki akıl yalnızca bilgi edinmek için değil, insanın kendi davranışıyla söylediği arasındaki çelişkiyi fark etmesi için de gereklidir.
Kur’an’ın “akıl sahipleri” diye övdüğü insanlar ise duydukları her sözü olduğu gibi kabul edenler değildir. Onlar dinler, düşünür, değerlendirir ve doğru olanı seçerler. “Onlar sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. İşte Allah’ın hidayet ettiği kimseler bunlardır; işte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.” (ez-Zümer 39/18). Burada dikkat çekici olan, akıl sahibi olmanın her söyleneni kabul etmekle değil, söylenenleri değerlendirip en güzeline uymakla ilişkilendirilmesidir.
Kur’an, bilgi sahibi olanlarla olmayanların da aynı seviyede görülemeyeceğini açıkça ifade eder: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (ez-Zümer 39/9). Ardından da “Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar” buyurur. Yine Kur’an, gerçeğin farkında olanların ilim sahipleri olduğunu bildirir: “İnsanlar arasında Allah’a gerçek manada saygı gösterenler, hakikatleri hakkıyla anlayıp kavrayan ilim sahipleridir.” (Fâtır 35/28).
Burada önemli bir denge vardır: Kur’an, bilgiyi önemser fakat insanın aklını başkasına teslim etmesini istemez. Âlimden faydalanmak başka, aklını bir başkasına devretmek başkadır. Bir konuda bilmediğini bilene sormak insan olmanın gereğidir; fakat “O söylediğine göre doğrudur, üzerinde düşünmeme gerek yok” anlayışı Kur’an’ın insan tasavvuruyla bağdaşmaz.Kur’an’ın eleştirdiği toplumlardan biri de atalarının yolunu herhangi bir değerlendirmeye tâbi tutmadan takip edenlerdir. Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Kur’an hemen ardından sorar: “Ya ataları hiçbir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamışlarsa?” (el-Bakara 2/170).Demek ki bir düşüncenin eski olması onun doğru olduğunu göstermediği gibi, yaygın olması da onu doğru hale getirmez. Bir görüşün arkasında kalabalıkların bulunması, o görüşün hakikat olduğu anlamına gelmez.Daha da çarpıcı olanı, Kur’an’ın ahiret sahnelerinde verdiği tablodur.
Cehennemdekilere, “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorulduğunda, onlar kendilerine bir uyarıcının geldiğini kabul ederler. Fakat onu yalanladıklarını söylerler. Sonra şu itirafta bulunurlar:“Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” (el-Mülk 67/10).Bu, Kur’an’ın akıl konusundaki en sarsıcı ifadelerinden biridir.Çünkü cehennemdekiler orada, “Bize kimse bir şey söylemedi” dememektedir. Kendilerine uyarının geldiğini kabul etmektedirler. Pişmanlıklarının sebebi ise dinlememeleri ve akıllarını kullanmamalarıdır. Ayetin hemen ardından gelen ifade de son derece dikkat çekicidir: “Böylece günahlarını itiraf ederler.” (el-Mülk 67/11).
Kur’an’ın başka bir âyetinde ise insanların kıyamet günü, kendilerini saptıran kimseler hakkında söyledikleri aktarılır: “Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize........
