Çocukluk Çağı Beyin Tümörleri – Bölüm 1: Peki Ama Neden?
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Çocukluk Çağı Beyin Tümörleri – Bölüm 1: Peki Ama Neden?
Kafatası içeriğinin €’i beyin dokusu (parankim), ’u kan ve ’u sıvıdan (beyin omurilik sıvısı=BOS) oluşmuştur. Yenidoğan bir bebeğin beyni yaklaşık 400 gram ve bir yenidoğan vücudunun -15 ağırlığındadır. Beyin, bir yaşında yaklaşık 1000 gram, üç yaşında 1300 gram ağırlığına ulaşmaktadır. Böylece üç yaşında, erişkin beyin ağırlığının yaklaşık �’ına erişir ve 18 yaş civarında yaklaşık 1400 gram olur. Ve bu ağırlık, 18 yaşındaki bir bireyin tüm vücut ağırlığının sadece %2’sine tekabül etmektedir.
Evet, beyin 3 yaşına kadar yapısal gelişiminin büyük bir kısmını tamamlamış oluyor, ancak bu gelişim geniş bir network (ağ yapılanması) için gerekli bir zemin hazırlığıdır. Parankim (beyin dokusu) içerisinde temelde iki tip hücre var; birisi nöron (sinir hücresi), birisi glial hücre, yani destek hücresi. Beyinde ne kadar nöron olduğu kesin olarak bilinemez ancak tahminler 85 milyardan fazla nöronun ve bir o kadar da glial hücrelerin olduğu yönünde. Ve bu nöronlar 100 trilyondan fazla bağlantı yapıyor birbirleri ile, biz buna sinaptik bağlantı diyoruz.
Bunlar beynin parankim, yani asıl beyin dokusunda olan gelişmeler, bir de sıvı ve kan kısmında oluşan gelişmeler mevcut. Tüm bu beyin dokusunu beslemek için kan dolaşımı artar ve bu kanı taşıyan damarlar gelişir. Beyin kılcal damarlarının içindeki hücreler (endotel) sıkı bir yapı oluşturur ve astrosit denilen destek hücreleri de bu damarları dışarıdan sarıp kan damarlarındaki birçok molekülün beyine geçişine engel olur. Bu yapıya kan-beyin bariyeri diyoruz. Bu bariyer, çoğu ilaç tedavilerinin bile beyin dokusuna geçmesine izin vermez.
Diğer bir oluşum ise beyin omurilik sıvısıdır (BOS). Beynin tam ortasında iki yarım küresinin içindeki ventrikülleri ve beyin zarları arasında kalan boşluğu dolduran bu sıvı, beyin gelişimi için gerekli besin taşınması, atık maddelerin taşınması ve beyni travmalardan koruyan yastıkçık görevini yerine getirir. BOS sıvısı, ventriküllerin içindeki koroid pleksuslardan üretilir. Bu koroid pleksusların içindeki ependimal hücreler ve diğer hücreler, kan-BOS bariyeri denilen ikinci bir sıkı yapıyı oluşturur ve kandaki çoğu molekülün geçişine izin vermez. Bundan dolayı, beyin korunaklı bir yapının içinde yüzüyor gözükmektedir. Beyin omurilik sıvısı saatte 20 ml üretilir ve bir günde 500 ml üretilerek 4 kez yenilenmiş olur. Öylesine şeffaf bir sıvıdır ki, bu sıvıdan inceleme yapmak için örnek aldığımızda, sıvıya hayran olmamak elde değil.
Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın tahminlerine göre ülkemizde 2024 yılında 0–19 yaş arasında yaklaşık 4000 çocukta kanser tanısı konulmuş, bu vakaların yaklaşık 500’ünü beyin tümörleri oluşturmuştur. Peki, 3 yaşına kadar gelişiminin en hızlı dönemini yaşayan, öylesine şeffaf bir sıvı içinde yüzen ve dört bir yandan kan damarları ile çevrili, 85 milyardan fazla nöron ve 100 trilyondan fazla sinaptik bağlantı içeren, kan-beyin bariyeri ile korunmuş ve vücut ağırlığımızın %2’sini oluşturan bu organımızda tümör neden oluşur?
Öncelikle tanımdan başlayalım. Tümörün ne olduğunu anlamak için hücrelerin çoğalma sürecine bakmak gerekir. Sağlıklı hücreler kontrollü bir şekilde çoğalır. Bu kontrollü çoğalmayı DNA’mız (genetik kodumuz) belirler. Genetik kodumuzda meydana gelen hasarlar, hücrelere ne zaman büyüyüp çoğalacaklarını ve ne zaman durmaları gerektiğini söyleyen sinyalleri bozar. Bu sinyal yitimi, hücreyi sürekli bir çoğalmaya sevk eder. Kontrolsüz çoğaldığında bulunduğu yerine sığmaz ve taşar. Bu taşmanın sonucu olarak hem kontrolsüz çoğalan hücre görevini yapamaz hem de etrafındaki dokuların görevini yapmasına izin vermez. Ve orada anormal görünen, normal görüntüden farklı (atipik görüntü) ve bazen çevre dokuya zarar veren (infiltrasyon) bir kitle olarak karşımıza çıkar. Evet tümör, kontrolsüz çoğalan hücrelerin oluşturduğu kitle olarak tanımlanır.
Beyin tümörü dediğimiz kavram da beynin içindeki yapılardan kaynaklanan anormal görünümde, çoğu zaman fonksiyonsuz kitleyi tasvir etmektedir. Peki bu kontrolsüz çoğalmaya neden olan şey nedir? Yani çocukluk çağında lösemiden sonra en sık tümör olan beyin tümörü neden oluşur?
Erişkin tümörlerinde etkili sigara, alkol ve işlenmiş et gibi Grup 1 kanserojen (kanser yapıcı) etkenlerin çocuklarda görülmemesi, alışılageldik tümör etiyolojisini (nedenini) başka bir noktada aramayı gerektiriyor. Peki, başka dış etkenler mi aramalıyız? Yoksa genetik nedenler mi etkili?
Şunu açıkça söyleyelim: Aslında, beyin tümörlerinin büyük çoğunluğunda neden bilinmemektedir ve ailenin yaptığı ya da yapmadığı bir şeyle ilişkili değildir!
Çocukluk çağı beyin tümörlerinin bazıları, beynin hızlı gelişim sürecindeki öncül hücrelerde, genellikle tek ya da birkaç genetik veya epigenetik (genlerin çalışma düzenini etkileyen) değişiklikle ortaya çıkar. Yani bunlar yıllarca biriken dış hasarın değil, beyin dokusunun hızlı büyümesi sırasında oluşan genetik hataların sonucudur.
Beyin tümörlü çocukların belirli bir kısmında (yaklaşık %8–10’unda) kalıtsal bir yatkınlık saptanmaktadır. Çocukta genetik bir yatkın (predispozan) hastalığın olması (Nörofibromatozis, Tuberoskleroz, Li-Fraumeni sendromu, Gorlin sendromu), beyin tümörü gelişim riskini artırmaktadır.
İspatlanmış en önemli risk faktörü, daha önce baş bölgesine tedavi amacıyla ışın (radyasyon) almış olmak, bu da........
