Bir zanaat ürünü olarak Agos
Agos’un 30. yılını kutlarken nasıl kurulduğumuzu, hangi badirelerden geçtiğimizi anlatmak elbette anlamlı olur. Ama zaten elinizde tutuğunuz sayıda bu maceraya hakkıyla değinen yazılar okuyacaksınız. Hepsi de hikâyemizin farklı uğraklarına değinen kıymetli makaleler. Nasıl derler, anlatılan bizim hikâyemiz.
Ben ise bütün bu anlatılanlara ek olarak Agos’un benim için taşıdığı başka bir anlama değinmek istiyorum.
Babam kuyumcu mıhlayıcısıydı. Benim de sadekâr olmamı istiyordu. Hayali şuydu: Ben sadekâr olacaktım, o da mıhlayıcı. Ortaokuldan itibaren her yaz beni Kapalıçarşı’da bir kuyumcu atölyesine çırak olarak verdi. Ancak kuyumculuğun bana göre olmadığını anlamıştım. Lise bittikten sonra ise bir süre tekstil sektöründe çalıştım. Sonrasında ise yayıncılık alanında satış ve pazarlama bölümünde çalıştığım bir dönemim oldu. En sonunda önce yayıncılığın mutfağında, sonra da gazetecilik dünyasında buldum kendimi. İstediğim bir şeydi bu elbette.
Ancak kuyumculuğun ve tekstilin üretim aşaması bana bir şey öğretti. Yanyana gelip, bir hammadde üzerine........
