Vişne likörü
Ben yurtdışında yaşadığım için mi, çalışmama rağmen nispeten domestik bir hayat yaşayabildiğim için mi eskiye düşkün oldum yoksa yaşımı aldığım için mi, orası bende de bir muamma ama şunu da kabul ettim artık: Eskiden başka bir mutfak adabı, bambaşka alışkanlıklar mevcuttu o gastro-domestik hayatlarımızda sanki.
Öncelikle yemek evde yenirdi. Bakın “yapılırdı” konusuna daha gelemedim bile. Tüm aile bir masa etrafında toplanır, basbayağı sessizce, evin babası masa başında, önce çorba içilirdi. Masanın ortasında herkesin çift tadım yapmaktan korkmadığı çatalıyla aynı kaseye giriştiği bir salata, muhakkak bir zeytinyağlı, bir de ana yemek olurdu. Masada, bir esnaf lokantasındaki kulelere benzemese de ziyadesiyle bol ekmek olurdu. Ki zaten o zamanlar tek tip bakkal/fırın ekmeği vardı piyasada. En fazla yazları üç kuruş fazlaya satmak için ada fırını francola yapardı, o kadar. Masaya yemek servis edilir, her tabak için ayrı ayrı mutfağa gidilir, doldurulup getirilirdi. Tencere masaya gelmezdi. En azından bizde böyleydi.
Hala “yapılırdı”ya gelemedim. Şimdilerde bakıyorum, çoğu aile haftada üç dışarıda yiyor, üç de yemek eve geliyor. Kahvaltı zaten hak getire, okula giden çocuk erkenci, işe giden ebeveyn çok yorgun, e evde büyük-ebeveyn de yok, çünkü ev ev üstüne olmaz. Burada bir parantez açmak istiyorum, büyük ebeveyn dediğim, benim de birlikte büyüdüğüm, odamı, anılarımı ve çocukluğumu paylaştığım yayam mesela. Kısacası anneanne, babaanne. Yayayla büyüyenler bunun tadını bilir.
Evet günümüzde her şey gibi aile hayatının ritmi de değişti; dışarıda yemek ve eve sipariş vermek daha sıradan hâle geldi. Tamam, bizim zamanımızda böyle bir sektör de alışkanlık da yoktu, haklısınız, ama her şey gibi bunun da “suyu"nun çıkarıldığını düşünüyorum. Bu arada bu satırları yazarken, aile eşrafı........
