Köy Enstitüleri: Toprağın İçinden Doğan Devrim
Köy Enstitüleri fikri, 1930’lar sonlarında Türkiye’de okulsuz köyler ve köylü öğretmen sıkıntısı fark edilince ortaya çıktı. O zamanlar Cumhuriyet’in başında okuma ve yazma oranı %5 bile değildi ve nüfusun yaklaşık ’i köylerde yaşıyordu. Köy Enstitüleri, Türkiye de köy çocuklarını yetiştirip köylerine öğretmen olarak göndermek üzere 1940’ta çıkarılan bir kanunla kurulmuştur. Amacı okuma ve yazma bilmeyen köylü çocuklarına eğitim vermek, modern tarım ve el sanatları öğreterek köyleri kalkındırmaktı.
Eğitim programı pratik ve tarım dersleriyle kültür derslerini birleştiren 11 aylık yoğun bir modeldi. Kanuna göre “tam devreli köy ilkokulunu bitirmiş, sağlıklı ve yetenekli köylü çocukları” seçilip Köy Enstitülerine alınacaktı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç, enstitülerin kurulmasında başrolü oynadılar. Köy Enstitülerinin öncelikli amacı köylerde çalışacak öğretmenler yetiştirmekti ama öğretmenlerin yanı sıra tarım ve sağlık görevlileri yetiştirilmesi de hedefler arasındaydı. Ayrıca bu okullardan mezun olacak öğretmenlerin köylerde ihtiyaç duyulan iş ve hizmetlerle ilgili temel bilgi ve becerilere sahip olması da hedefleniyordu. Böylece mezunlar sadece öğretmenlik yapmayacak, köylüye zirai işlerinde yardım edip yol gösterebilecek, gerektiğinde aşı yapmak gibi basit sağlık hizmetlerini yerine getirebilecek hatta bir ölçüde demircilik ve marangozluk tarzı işlerden de anlayacaklardı. Enstitüler aynı zamanda birer tarım işçiliği ve sağlık ocağı olarak da işlev görecek, çeşitli tohum ve tarım araçlarının ilk denemeleri buralarda yapılacaktı.
Enstitülere, beş yıllık köy okullarını bitirenlerle üç yıllık okulları bitirip iki yıllık hazırlık sınıfını başarıyla tamamlayanlar alınacaktı. Enstitülerde öğrenim süresi beş yıl olacak, kız ve erkek öğrenciler bir arada okuyacaklardı. En başarılı öğrenciler öğretmenliğe, geri kalanlar öteki köy hizmetlerine yönlendirilecekti. Öğretmen olarak atananlar gittikleri yerlerde 20 yıl görev yapmak zorunda olacaklar, mecburi hizmetlerini tamamlamadan mesleklerinden ayrılamayacaklardı. Aksi takdirde öğrenimleri süresince kendilerine yapılan masrafları ödemeleri gerekecekti.
7 Nisan 1940 tarihinde kabul edilen Köy Enstitüleri Kanunu’nun gerekçesinde Türkiye’nin o günlerdeki eğitim durumunun bir bilançosu çıkarılmıştı. Bu bilanço, özellikle kırsal yöreler ve köylerdeki içler acısı durumu gözler önüne seriyordu. Türkiye’de okuma yazma bilenlerin oranı; nüfusu 10 binden fazla olan yerlerde yüzde 40,3 iken, nüfusu 10 binden az olan yerlerde ancak yüzde 10,7 idi. Kentlerde ve kasabalarda ilköğretim çağındaki çocukların yüzde 80’i okula gidebilirken, bu oran köylerde yüzde 26’ya düşüyordu.
Resmi istatistiklere göre 40.000 köyün ancak 4.499’unda öğretmenli ve 3.815’inde eğitmenli okul vardı. Yaklaşık 31.000 köy ise okulsuzdu. Bu köyler için en az 20.000 öğretmene ihtiyaç vardı. Yasanın gerekçesine göre, “bu kadar öğretmenin çabuk, kolay ve iyi yetiştirilmesi için yeni ve pratik usullere ihtiyaç vardı” ve bu amaçla açılacak 20 Enstitü 15 yıl içinde bunu başarabilirdi.
DERSLER VE EĞİTİM SİSTEMİ
Köy Enstitüleri’ndeki eğitim, teori ile pratiği beraber veren etkili bir model üzerine kuruluydu. Yıl boyu aralıksız eğitim yapılırdı. Öğrenciler yazın tarım ve inşaat, kışın sınıf dersleri yapardı. Yıllık eğitim planı toplam 11 ay sürerdi (Ağustosta nöbet izinleri........
