menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gazze'de ölümün sessizliğine karşı Sánchez'in yükselen sesi

27 0
13.08.2026

Agamben hukukun nasıl susabildiğini, Kojève siyasetin niçin müşterek bir kuvvete muhtaç olduğunu, Pedro Sánchez ise vicdanın ancak araçlara kavuştuğunda diplomasiye dönüşebileceğini hatırlatıyor. Latin-Akdeniz mirasının bugünkü değeri yeni bir imparatorluk kurmakta değil, hukuk ve vicdan itirazına siyasî kuvvet kazandırmaktadır.

Prof. Dr. Süleyman Elik, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Gazze'de yetmiş üç bini aşan insanın ölümü, artık bir muharebenin yahut uzun sürmüş bir siyasî ihtilâfın bilançosu değildir. Bu, insanlığın kendi eliyle kurduğu kavramların önünde uğradığı mağlûbiyettir. Hukuk, merhamet, medeniyet, insan hakları, milletlerarası cemiyet... Hepsi Gazze'nin yıkılmış sokaklarında, enkazdan yükselen tozun içinde kendi manasını arıyor. Giorgio Agamben bize hukukun hangi eşikte susabildiğini, Alexandre Kojève siyasetin niçin müşterek bir kudrete muhtaç olduğunu, Pedro Sánchez ise vicdanın ancak vasıtalara kavuştuğu vakit diplomasiye dönüşebileceğini hatırlatıyor. Avrupa devletler düzeninde Latin siyasal mirasının farkı, yeni bir imparatorluk kurmakta değil; eski imparatorlukların içinden yükselmiş hukuk ve vicdan itirazını yeniden söze, iradeye ve fiile çevirebilmektedir.

Rakamların garip bir kaderi vardır: Hakikati göstermek için doğarlar, fakat çoğaldıkça hakikatin üstüne perde çekebilirler. Yetmiş üç bin üç yüz seksen altı ölü; yüz yetmiş dört bin iki yüz elli yaralı... Her sayı, bir isimden; her isim, bir evden; her ev, bir hatıradan koparılmıştır. Ne var ki rakam büyüdükçe insan küçülüyor. Çocuk ölümü bir istatistik satırına, bir annenin feryadı kısa bir haber cümlesine dönüşüyor. Gazze, bugün bir coğrafyadan ziyade, insanlık vicdanının unutulduğunu gösteren karanlık bir aynadır. İnsanlık bu aynaya bakıyor; fakat kendi yüzünü tanımaktan korkuyor.

Irkçı Hristiyan-Siyonist siyasetle birleşen şiddet karşısında Batı'nın büyük merkezleri, kendi ahlâk iddialarının altında eziliyor. ABD'li Senatör Bernie Sanders'ın İsrail savaşının Amerikan milletinin mill kaynaklarıyla finanse edilmesi konusundaki itirazı, yalnız bütçe kalemlerinin bir konusu değil, Batı medeniyetinin mesuliyetini ve varoluşsal durumunu sorgulamaktadır. Avrupa ve Amerikan şehirlerinde sokaklara çıkan yüz binler, hükûmetlerinin kelimelerine giremeyen bir vicdanı temsil ediyor. Meydanların sesi büyüyor; fakat devletlerin kulakları, çıkar hesaplarının kalın duvarları ardında sağırlaşıyor.

Birleşmiş Milletler kuruluşlarının Temmuz 2026 sonu itibarıyla aktardığı bilanço, insanın yüzünü kızartacak ağırlıktadır. UNICEF'in ayrıştırılmış verilerine göre en az 21.289 çocuk öldürülmüş, yaklaşık 44.500 çocuk yaralanmış, 11.000 çocuk ise ömrü boyunca taşıyacağı yaralarla baş başa bırakılmıştır. İki milyon yüz bin insanın neredeyse tamamı yerinden edilmiştir. Bunlar kendi yurtlarında yurtsuz, kendi gökleri altında muhacirdir. Otuz altı hastanenin otuz dördü hasarlı; hiçbir hastane tam kapasiteyle çalışabilir durumda değildir. Okulların yüzde 97,5'i yıkılmış yahut zarar görmüş; 637 binden fazla çocuk sınıfından, defterinden ve geleceğinden koparılmıştır.

Bu sayılar dahi hakikatin tamamı değildir. Enkaz altında kalanlar, ilaca erişemediği için ölenler, açlığın ve salgının gürültüsüzce alıp götürdükleri bu yekûna bütünüyle dâhil değildir. Nisan 2025 hesabıyla Gazze'nin üzerinde 53,5 milyon ton enkaz bulunuyordu. Fakat enkaz yalnız taş ve demir değildir. Enkaz, bir aile........

© Açık Görüş