menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz Boğazı: Savaşın eşiğinde doğan yeni pazarlık düzeni

17 0
22.05.2026

1970'lerin petrol krizlerinden beri bilinen temel gerçek şudur: Enerji arz şokları, stagflasyon üretme kapasitesine sahiptir. Yani aynı anda hem yüksek enflasyon hem düşük büyüme yaratabilir. Bugünkü küresel ekonomi için risk tam da budur. Zaten pandemi sonrası kırılganlaşmış tedarik zincirleri, yüksek borçluluk ve jeopolitik parçalanma ortamında yeni bir enerji şoku; dünya ekonomisini yeniden düşük büyüme-yüksek enflasyon sarmalına sürükleyebilir.

Prof. Dr. Pelin Karatay Gögül/ Dicle Üniversitesi , İİBF Dekanı

Küresel ekonomi tarihinde bazı krizler yalnızca yıkım üretmez; aynı zamanda uzun süredir kilitlenmiş uluslararası denklemleri yeniden kuran kırılma anlarına dönüşür. Bugün Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilim tam olarak böyle bir momentumu temsil ediyor. Görünürde mesele; İran'ın nükleer programı, ABD yaptırımları ve enerji güvenliğidir. Ancak derin yapıda yaşanan dönüşüm, küresel güç mimarisinin yeniden tanımlanmasıdır. Çünkü artık tartışma yalnızca uranyum zenginleştirme kapasitesiyle ilgili değildir; aynı zamanda yaptırımların ekonomik bir hegemonya aracı olarak sürdürülebilirliği ve enerji jeopolitiğinin küresel enflasyon dinamikleri üzerindeki etkisiyle ilgilidir.

"Yüksek teknolojili askeri üstünlüğün kısa sürede siyasi sonuç üreteceği" varsayımı bugün söz konusu tabloda çökmektedir. ABD ve İsrail'in İran'a karşı sergilediği hava üstünlüğü, taktik düzeyde etkili olsa da stratejik düzeyde belirleyici bir sonuç doğuramadı. Tam tersine, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki asimetrik kapasitesini koruması, küresel enerji piyasalarının ne kadar kırılgan olduğunu yeniden ortaya koydu. Bu durum, modern savaşların artık yalnızca askeri cephede değil; enerji arz zincirleri, lojistik koridorlar ve finansal beklentiler üzerinden de yürüdüğünü gösteriyor.

Jeopolitik risk primi

Özellikle Trump yönetiminin "Özgürlük Projesi" adıyla ticari gemiler için güvenli koridor oluşturma girişiminin yalnızca 50 saat içinde fiilen çökmesi, ABD'nin deniz gücünün bile enerji jeopolitiğinde tek başına yeterli olmadığını ortaya koydu. Suudi Arabistan'ın projeye mesafeli yaklaşması ve bölgesel aktörlerin yeni bir tam ölçekli savaştan çekinmesi, Körfez'de ABD merkezli güvenlik mimarisinin eski kapasitesini kaybetmeye başladığını gösteriyor. Daha önemlisi, büyük denizcilik şirketlerinin bile projeye güvenmemesi, piyasalarda "jeopolitik risk primi"nin kalıcı hale geldiğini işaret ediyor. İktisat teorisinde beklentiler kanalı çoğu zaman reel şokların kendisi kadar belirleyicidir. Bugün petrol fiyatlarını yükselten yalnızca fiili arz kaybı değil; gelecekte arzın kesileceğine dair oluşan kolektif beklentidir.

Modern iktisatta enerji fiyatları yalnızca bir emtia değişkeni değildir; üretim maliyetleri, beklentiler, finansal risk primi ve enflasyon kanalları üzerinden tüm makroekonomik sistemi etkileyen stratejik bir değişkendir. Bu nedenle Hürmüz'deki her gerilim, sadece petrol piyasalarını değil; küresel enflasyonun yönünü, merkez bankalarının faiz patikasını ve büyüme beklentilerini de belirlemektedir.

Bugün dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçmektedir. İran'ın boğazı kapatma tehdidi ile ABD'nin askeri baskısının birleşmesi, enerji arz güvenliğini yeniden küresel ekonominin merkezine taşımıştır. Özellikle petrol fiyatlarında yaşanan her sıçrama, maliyet enflasyonu mekanizması üzerinden küresel ekonomiye hızla yayılmaktadır. İktisat literatüründe "cost-push inflation" olarak tanımlanan bu süreçte enerji maliyetleri; ulaştırma, sanayi üretimi, tarım ve lojistik fiyatlarını zincirleme biçimde artırır. Böylece enerji şoku yalnızca akaryakıt fiyatlarını........

© Açık Görüş