menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Terörsüz Türkiye”nin bölgesel yansımaları ve İran Savaşı

17 0
28.03.2026

Bölge milletleri olarak Türkler, Kürtler ve Arapların birbirlerine daha yakın durduğu bir bölge ve dünya, küresel emperyalist/Siyonist parçalama ve yok etme politikalarını durduracak tek çözüm ve yegâne yöntemdir.

Prof. Dr. Kudret Bülbül/Siyaset Bilimci

ABD ve İsrail'in, hiçbir uluslararası ilke, değer, kurala dayanmayan ve bu nedenle gayri meşru İran'a saldırısı kuşkusuz pek çok farklı boyutlarıyla analiz edilebilir. Bu haksız saldırı, süreci ve sonuçları itibarıyla İran ile ABD-İsrail ilişkilerini çok fazlasıyla aşacak ve pek çok farklı alanı tehdit edecek niteliktedir. Bu savaş aynı zamanda farklı süreçlerden yakından etkilenen ve etkilenecek bir savaştır. Bu bağlamda bu makalede "Terörsüz Türkiye" süreci perspektifinden bu savaşa dair bir analiz yapılacaktır (İran'ın Suriye gibi ülkelerde yürüttüğü saldırgan strateji de kuşkusuz hiçbir şekilde meşru görülemez).

Ete kemiğe bürünen Terörsüz Türkiye süreci

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliği, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin açıklama ve girişimleriyle başlayan Terörsüz Türkiye süreci bugün daha çok ete kemiğe bürünmüş durumdadır. Öcalan'ın Türkiye'deki ve bölgedeki unsurlarıyla silahlı mücadeleyi sonlandırma ve örgütü feshetme çağrısı, bu çağrı sonrasında Kuzey Irak'ta bir kısım örgüt mensubunun silahlarını bırakması, TBMM çatısı altında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulması, bu Komisyondaki görüşmeler ve komisyonun raporunu hazırlaması, Terörsüz Türkiye sürecinin bir devamı olarak görülebilecek şekilde Suriye'de SDG'nin kendisini feshetmesi ve belirli oranda Suriye sistemine entegre edilmesi süreçteki çok önemli mihenk taşlarından bazılarıdır.

Türkiye'nin kendine özgü çözüm yolları

PKK terörünün bitirilmesinde kuşkusuz uluslararası çatışma bölgeleri ve tecrübeleri hakkında da bilgi sahibi olmak değerlidir. Bununla birlikte Türkiye'ye ve bölgemize özgü koşullar görmezden gelinerek, bize benzemeyen örneklerden hareketle çözüm yolları aramak, halihazırdaki durumu daha da kötüleştirmekten öte bir işlev görmeyebilir. Çözüm sürecinden bugüne Türkiye'nin kat ettiği bir mesafe varsa, bu durumun en önemli nedenlerinden biri, belki de en önemlisi Türkiye'nin bu soruna dair kendine özgü çözüm yollarını araştırması, denemesi ve bulmasıdır. Komisyon Raporunda ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un konuşmalarında dikkat çekildiği gibi, bu süreci bir Türkiye Modeli olarak görmek ve kendimize özgü bir çatışma çözümü süreci olarak değerlendirmek son derece sağlıklı bir yaklaşımdır.

Terörsüz Türkiye süreciyle Türkiye'de ve Suriye'de Örgütün silahları bırakması ve tasfiye sürecine girilmesi, siyasal-toplumsal sisteme entegrasyon aşamasına geçilmesi, daha fazla ayrışma, ölüm ve gözyaşının değil, daha fazla hayat, umut ve geleceğin konuşulması son derece değerlidir. Bütün bu süreçler ve umutlar PKK ve SDG'nin küresel emperyalistler tarafından birer kullanışlı aparat ya da onlar adına savaş yürütecek vekaletçiler olarak görülmesini zorlaştıran süreçlerdir. Yürüyen bu süreçler ve geleceğe dair yükselen umutlar, terör gruplarının Türkiye'de, Suriye'de ve İran'da ABD ve İsrail çıkarları doğrultusunda kullanılabilme potansiyelini azaltıcı faktörlerdir. Artan bölgesel istikrar, bölgeyi kaosa sürüklemek isteyen bütün aktörler için caydırıcı niteliktedir.

Bataklığının kurutulmasında etkili iki unsur

Terörsüz Türkiye süreci ve bu süreç çerçevesinde şekillenen Suriye'deki gelişmelerle birlikte, belirli........

© Açık Görüş