menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir devrin sonu

27 0
11.08.2026

Terörsüz Türkiye sürecini bir güvenlik mimarisi yahut Kuzey İrlanda, İspanya veya Güney Afrika deneyimleri üzerinden mukayeseli olarak çatışma çözümü girişimi şeklinde ele alan tüm analiz ve değerlendirmeler, meselenin en derin katmanını ıskalamaktadır: Bu süreç, güvenlik kaygılarının ötesinde, Türk ulus-devletinin kendi siyasi, kültürel ve gönül coğrafyasını yeniden okuma ve tanımlama çabası, aynı zamanda ümmet coğrafyasının emperyal tasarımlara karşı kendini yeniden konumlandırma mücadelesi şeklinde okunmalıdır.

Mehmet Hasip Yokuş/ Sosyolog

Terörsüz Türkiye hedefi kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'nda sunuldu ve TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Meclis çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun, sivil toplum temsilcileriyle ve kanaat önderleriyle gerçekleştirdiği istişarelerin ardından hazırlanan bu kanun teklifi; bütün sorunları bir anda çözecek nihai bir düzenleme değil elbette ama süreçle ilgili adımları normatif bir zemine kavuşturması bakımından bir kanun teklifinden çok daha fazlasıdır.

Hiç kuşkusuz bu aşamayı önemli kılan husus, meselenin daha evvelki dönemlerde güvenlikçi perspektifin gölgesinde hayata geçirilen pişmanlık yasalarından farklı olarak silahsızlanma sonrası dönemin hukukuna nasıl geçileceğini de tarif ediyor olmasıdır.

Terörle mücadelenin güvenlik, hukuk, siyaset ve toplumsal uzlaşının birbirini tamamlayan sacayaklarıyla birlikte yeni bir zemine taşınması sıradan bir hadise değildir. Bu safha, yalnızca silahlı çatışma döneminin sona erdirilmesini değil; meselenin kalıcı biçimde yönetebilecek hukukî ve kurumsal bir çerçeve inşa etme aşamasına geçildiğini teyit etmektedir.

Silahın tükendiği yer

Bu süreçte dikkat çekici olan husus, hem iktidar kanadının hem de örgütün süreçle kurduğu istikrarlı sahiplenme ilişkisi oldu. Sürecin kamuoyunda görünürlük kazanmasında kilit rol oynayan siyasal aktörlerin, farklı tonlarda ama aynı istikamette ve istikrarlı bir pozisyon almaları, süreci "kişisel inisiyatif" olmaktan çıkarıp devlet aklına eklemlenmiş bir strateji zeminine taşıdı.

Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen "süreci ağırdan alma" iddialarının aksine, kritik eşiklerde verilen net mesajlar, sürecin bilinçli ve kendinden emin bir stratejik sabırla yürütüldüğünün en net işaretleriydi.

Dolayısıyla önceki çözüm süreçlerinin akim kalmasında, şartların yeterince olgunlaşmamış olmasının yanı sıra bölgesel ve güvenlik koşullarındaki elverişsizliğin de önemli payı vardı. Ancak muhtemel provokasyon girişimlerine rağmen bu sürecin akim kalabileceğine ilişkin kaygılar, önceki dönemlerle kıyaslanmayacak derecede azdır.

Daha önceki süreçlerde Öcalan'ın aldığı kararlara rağmen örgüt, kimi zaman Öcalan'ın cezaevi koşullarını gerekçe göstererek, kimi zaman başka mazeretler ileri sürerek süreci akim bırakıyordu. Ancak bu defa tabloyu değiştiren temel husus,........

© Açık Görüş