menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sessiz güç: MİT'in diplomasi hamlesi

8 0
22.09.2026

İbrahim Kalın'ın son dönemdeki programı, Türkiye'nin farklı kriz alanlarında hazırlık, temas ve takip yapabilecek kapasitesine dair somut işaretler sunuyor. Dış politika istihbarat ile başlar; muhatabın niyetini, sahanın gerçeklerini ve riskleri doğru okumak, atılacak adımların temelini oluşturur. Bundan sonraki belirleyici aşama, görüşmelerin insanlar için daha güvenli bir hayat, devletler için daha öngörülebilir ilişkiler ve ortak projeler için daha sağlam koşullar üretmesidir.

Türkiye'nin bölgesel ağırlığı, birbirine kapalı kapıları aynı anda açabilmesinde belirginleşiyor. Kabil'den İslamabad'a, Libya'nın farklı güç merkezlerinden Atina'ya uzanan temaslar, Ankara'nın çatışan çıkarlar arasında hareket edebildiğini gösteriyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın son dönemdeki görüşmelerini önemli kılan, bu erişimin güvenlik, siyasi uzlaşma ve ekonomik ortaklık gündemlerini buluşturmasıdır. Birbirine kuşkuyla yaklaşan aktörlerle konuşabilmek, Türkiye'ye krizlerin seyrini ilk elden izleme ve çözüm seçeneklerini doğrudan muhataplarıyla tartışma imkânı veriyor.

Söz konusu trafiği anlamlandırmak için ziyaret sayısından çok muhatapların niteliğine bakmak gerekiyor. İstihbarat yöneticileri, askeri yetkililer, başbakan, meclis başkanları ve içişleri bakanları farklı yetki alanlarını temsil ediyor. Dolayısıyla burada tek bir protokol hattı bulunmuyor. Bilginin toplanması, kararın alınması, siyasi desteğin oluşturulması ve uygulamanın yürütülmesi gibi birbirini tamamlayan aşamalara erişim söz konusu. Türkiye, anlaşmazlıkların hem siyasi hem güvenlik boyutlarını izleyebileceği geniş bir muhatap çevresiyle çalışıyor.

Eylül ortasındaki Afganistan programında Kalın, Kabil ile Kandahar'ı ziyaret etti; Afganistan İstihbarat Genel Direktörlüğü Başkanı Abdulhak Vasık'ın yanı sıra Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Molla Abdul Gani Baradar, Savunma Bakanı Mevlevi Muhammed Yakub Mücahid ve İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani ile bir araya geldi. Açıklanan başlıklar arasında istihbarat alanındaki ilişkiler, terörle mücadele, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve İran merkezli savaşın da dâhil olduğu bölgesel gelişmeler bulunuyordu.

Afganistan dosyası, tek bir güvenlik başlığına indirgenemeyecek kadar çok boyutlu. Sınır aşan tehditler hakkında bilgi almak, o bilgiyi değerlendirecek kurumla ve sahada tedbir uygulayabilecek makamla ayrı ayrı ilişki kurmayı gerektirir. İç güvenlik birimlerinin öncelikleriyle ekonomik yönetimin ihtiyaçları da her zaman örtüşmez. Bir tarafta acil tedbir beklentisi, diğer tarafta ticaretin sürmesi bulunur. Kalın'ın farklı sorumluluklar taşıyan isimlerle temas etmesi, bu ihtiyaçların birlikte değerlendirilmesine ve alınabilecek kararların uygulanabilirliğinin sınanmasına imkân veriyor.

Tehlikeyi sınıra yaklaşmadan önlemek

Türkiye açısından bu yaklaşım, tehlikeyi kendi sınırına ulaşmadan ele alma çabasıdır. Kaçakçılık zincirleri, silahlı yapıların hareketliliği ve yasa dışı finansman hakkında erken bilgi, müdahale seçeneklerini artırabilir. Burada mağdurlarla onları istismar eden örgütleri ayırmak gerekir. Yerinden edilmiş insanların korunması ile suç ağlarının hedef alınması birbirini tamamlamalıdır. Diplomatik temasın güvenlik bakımından değeri, daha geniş bir tehdit tanımı üretmesinde değil, doğru hedefe yönelmeyi sağlayacak bilgiyi ve çalışma ilişkisini geliştirmesinde ortaya çıkar.

Afganistan'ın ardından gelen İslamabad ayağı, aynı gerilimin diğer tarafını da dinleme imkânı sağladı. Kalın, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ve ISI Başkanı Asım Malik'le görüştü; Başbakan Şahbaz Şerif tarafından kabul edildi. Güvenlik ve istihbarat alanlarındaki ortaklığın geliştirilmesi, Pakistan'ın terörle mücadele kapasitesine destek ve Afganistan'la yaşanan gerilimin diyalog yoluyla çözülmesi açıklanan gündemin parçalarıydı. Görüşmelerin kapsamı ayrıca İran'la bağlantılı savaşın yansımalarını, çatışmaların yayılma ihtimalini ve Yemen'deki Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimi içeriyordu. Böylece ziyaretin iki ülke ilişkileriyle sınırlı kalmadığı, daha geniş bir risk değerlendirmesine açıldığı görülüyor.

Afganistan-Pakistan geriliminde dışarıdan kolay görünen çözümlerin neden zorlaştığını da bu noktada düşünmek gerekir. Bir tarafın güvenlik talebi, diğerinde egemenliğine müdahale edildiği kaygısını doğurabilir. Suçlamaların kamuoyu önünde sertleşmesi, yöneticilerin geri adım alanını daraltabilir. Arabuluculuk, bu farklı algıları aynı cümleye sıkıştırmakla başarıya ulaşmaz. İddiaların incelenebileceği usuller, olayların büyümesini önleyecek iletişim düzeni ve verilen sözlerin nasıl izleneceği üzerinde çalışmak gerekir. Türkiye'nin iki başkentle konuşabilmesinin potansiyel değeri burada yatar: Karşılıklı talepleri, tarafların kabul edebileceği bir uygulama diline çevirmek. Örneğin olayların karşılıklı doğrulanmasına yönelik bir usul üzerinde çalışılması, suçlamaların otomatik olarak yeni bir tırmanmaya dönüşmesini önleyebilir.

Bağdat ile kurulan hat

Güney Asya'daki bu temasları Irak gündeminden ayıran belirgin fark, Bağdat'la yürütülen ilişkinin........

© Açık Görüş