AK Parti'yi anlamak: 25 yıllık hikayenin anatomisi
Siyasette uzun süre iktidarda kalabilmek için yalnızca sandığı kazanmak yetmez. Toplumun zihninde, duygusunda ve gelecek tasavvurunda da bir karşılık oluşturmak gerekir. Erdoğan yalnızca bir siyasi partinin liderliğini yapmadı; Türkiye siyasetinin son çeyrek yüzyıldaki en güçlü siyasi anlatılarından birini inşa etti.
Dr. Savaş Yılmaz/ Yazar
Türkiye siyasetinde bazı liderler dönemlere damgasını vurur, bazı liderler ise siyasetin kendisini yeniden tanımlar. Recep Tayyip Erdoğan, her iki özelliğe de sahip bir liderdir.
2001 yılında kurulan AK Parti'nin 2002 seçimleriyle iktidara gelmesi, yalnızca bir hükümet değişikliği değildi. Aynı zamanda Türkiye'de siyasetin dili, devlet-toplum ilişkisi ve iktidarın kendisini topluma anlatma biçimi açısından yeni bir dönemin başlangıcıydı.
AK Parti'nin 25 yıllık siyasi serüvenini liderden bağımsız okumak mümkün değildir. Elbette bu başarı yalnızca bir liderin kişisel karizmasıyla açıklanamayacak kadar da önemlidir. Kurumsal yapı, teşkilat, politika üretme kapasitesi ve toplumsal değişimleri doğru okuma becerisi de belirleyicidir. Ancak bütün bu unsurları aynı siyasi hikâyede birleştiren temel aktör Recep Tayyip Erdoğan olmuştur.
Siyasal bir dil kurmayı başardı
Revep Tayyip Erdoğan'ın siyasi gücü yalnızca seçim kazanma becerisinden kaynaklanmadı. O, aynı zamanda toplumun farklı kesimlerinin kendisini bulabileceği bir siyasal dil kurmayı başardı.
"Millet", "milli irade", "hizmet", "özgürlük", "yerli ve milli", "beka", "güçlü Türkiye" ve "Türkiye Yüzyılı" gibi kavramlar, Erdoğan'ın liderliği altında farklı dönemlerde yeniden anlamlandırıldı. Bu nedenle AK Parti'nin hikâyesi aynı zamanda onun Türkiye'ye anlattığı siyasi hikâyenin de anlatısıdır.
Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı yalnızca siyaset değildi: Bir anlam dünyası kurdu.
Siyaset çoğu zaman ekonomi, seçim, kamu hizmetleri ve iktidar mücadelesi üzerinden değerlendirilir. Oysa siyasetin daha derin bir boyutu da vardır: Topluma yaşadığı ülkeyi nasıl anlamlandıracağını anlatmak.
Michel Foucault'nun iktidar ve söylem ilişkisine dair yaklaşımı tam da bu noktada önem kazanıyor. İktidar yalnızca yönetmek veya karar almak değildir; aynı zamanda hangi kavramların meşru, hangi taleplerin haklı, hangi kimliklerin görünür olacağını belirleyen bir anlam dünyası kurabilmektir.
Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti'nin ilk yıllarında kullandığı dil bu açıdan dikkat çekiciydi.
"Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik."
Bu cümle, Erdoğan'ın liderlik anlayışının en güçlü kodlarından birini ortaya koyuyordu. Devletin vatandaşa hükmettiği geleneksel anlayışın karşısına, vatandaşa hizmet eden siyaset anlayışı........
