menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni dönem

37 0
29.08.2026

Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini, Suriye'den Doğu Akdeniz'e uzanan geniş rekabet alanında oluşan güç dengesinin nasıl yönetileceği belirleyecektir. Mevcut yapı doğrudan savaşı caydırabilecek ölçüde güçlü bir denge oluşturmaktadır. Buna rağmen bölgesel ittifaklar üzerinden yoğunlaşan mücadele, beklenmeyen bir gelişmenin etkisini büyütebilecek niteliğe dönüşebilir.

Doç. Dr. Muhammet Yıldız/Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi/Karadeniz Stratejik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

Türkiye-İsrail ilişkileri, 7 Ekim 2023 sonrasında belirginleşen siyasi ayrışmanın ötesinde, daha kapsamlı ve yapısal bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Orta Doğu'daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi, Ankara ile Tel Aviv'in bölgesel önceliklerini giderek daha fazla karşı karşıya getirmektedir. Suriye'nin geleceği, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları, deniz yetki alanları, ulaşım ve ticaret koridorları ile savunma teknolojileri, bu rekabetin öne çıkan başlıca unsurlarını oluşturmaktadır.

Suriye'de kesişen güvenlik öncelikleri

Suriye, Ankara ile Tel Aviv arasındaki stratejik ayrışmanın en görünür sahasıdır. Türkiye açısından Şam'ın geleceği; sınır güvenliği, terör tehdidinin sınırlandırılması, düzensiz göçün yönetilmesi ve siyasi istikrar bakımından doğrudan ulusal güvenlik meselesidir. Suriye yönetiminin yeni devlet düzenini oluşturma sürecinde Türkiye ile yakınlaşması da bu çerçevede önem kazanmaktadır. Bu anlamda ilerleyen iş birliği, Ankara'nın Suriye'nin istikrar kazanmasına verdiği önemi göstermektedir. Özetle merkezî otoritenin güçlendiği ve toprak bütünlüğünün korunduğu bir Suriye, Türkiye açısından sınır hattında daha öngörülebilir bir güvenlik ortamı anlamına gelmektedir.

Tel Aviv'in öncelikleri ise farklı bir eksende şekillenmektedir. İsrail, Suriye'nin askerî kapasitesinin yeniden tesis edilmesini ve Türkiye'nin ülkedeki etkisinin artmasını kendi güvenliği açısından risk olarak değerlendirmektedir. Suriye topraklarına yönelik askerî operasyonlar bu yaklaşımın sahadaki yansımalarından biridir. Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafedeki Ebu'z Zuhur Üssü'ne yönelik 18 Ağustos tarihli saldırı, bu açıdan dikkat çekicidir. İsrail yetkilileri tarafından yapılan açıklamalardan anlaşılan; icra edilen operasyonun, Türkiye'nin bölgede askerî kapasite oluşturabileceği iddiasıyla gerçekleştirildiğidir.

Bu saldırı, Suriye dosyasını Türkiye-İsrail ilişkileri açısından daha hassas bir noktaya taşımıştır. Operasyonun coğrafi konumu ve zamanlaması, Tel Aviv'in Suriye'deki gelişmeler kadar Türkiye'nin sahadaki konumunu da yakından izlediğini düşündürmektedir. Ankara'nın saldırıyı en yüksek dozda kınaması, iki ülkenin Suriye politikasındaki yaklaşım farkını daha görünür hâle getirmiştir. Türkiye'nin yaklaşımı genel olarak uluslararası hukukun temel ilkeleri ve toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde şekillenirken, İsrail'in özellikle Suriye'de gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlar, bu ilkelerle ciddi bir çelişki ortaya çıkarmaktadır.

Ankara, ülke bütünlüğünü koruyan bir Suriye'yi kendi güvenliği ve bölgesel barış açısından daha istikrarlı bir seçenek olarak görmekte; Tel Aviv ise bu şekliyle yeni bir yapılanmaya yönelen Suriye'yi, tehdit olarak algılamaktadır. Zira İsrail'in bu yaklaşımı, Türkiye'nin Suriye'nin bütünlüğü üzerinden geliştirdiği güvenlik perspektifiyle önemli ölçüde ayrışmaktadır. Sonuçta Suriye, iki ülkenin askerî çıkarlarının yanı sıra bölgesel düzen anlayışlarının da farklı olarak kesiştiği bir alana dönüşmektedir.

Doğu Akdeniz'de jeoekonomik mücadele

Suriye'nin ardından Doğu Akdeniz, Türkiye-İsrail rekabetinin ikinci önemli boyutunu oluşturmaktadır. Bölgedeki enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve........

© Açık Görüş