Elif’in Berlin zaferi ve ilerici hegemonya
ELİF’İN BERLİN ZAFERİ VE İLERİCİ HEGEMONYA Hepimizin Hikâyesi
MEHMET TAŞ / LONDRA – Elif Eralp’in hikâyesi, 45 yıl önce 12 Eylül askerî darbesinin karanlığında başlayan bir sürgün hikâyesidir. Aynı zamanda Avrupa’da yaşayan on binlerce ikinci kuşak gencin ortak deneyiminin bir parçasıdır.
Onun ailesi sosyalist ve sendikacıydı. Avrupa’ya sığınmak zorunda kalan diğer birçok ailenin geçmişinde de ilerici, demokratik ve devrimci mücadelelerde ödenmiş ağır bedeller vardı. 12 Eylül darbesinin ardından Türkiye’den ayrılan bu insanlar Almanya’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya, İsveç’e ve başka Avrupa ülkelerine sığındılar. Çocuklarının önemli bir bölümü 1980’li ve 1990’lı yıllarda bu ülkelerde doğdu ya da henüz küçük yaşlardayken Avrupa’ya geldi.
Elif Eralp’in annesi, Almanya’ya ulaştığında ona sekiz aylık hamileydi. Sosyalist ve sendikacı olan anne ve babası, 12 Eylül darbesinden sonra siyasal baskılardan kaçarak Almanya’ya sığınmıştı. Elif, ailenin ülkeye gelişinden kısa bir süre sonra, 1981 yılında Münih’te doğdu. Amnesty International’ın desteğiyle sığınma başvurusunda bulunan aile, sürgün hayatının bütün maddi ve manevi güçlükleriyle karşılaştı. (de.wikipedia.org)
Aradan 45 yıl geçti. Elif bugün Almanya’nın başkentinde siyasetin merkezine yürürken aynı kuşağın çocukları sanatta, akademide, bilimde, sporda, meslek hayatında ve iş dünyasında önemli başarılar elde ettiler. Bu başarılar kendiliğinden ortaya çıkmadı. Irkçılığa, ayrımcılığa, eşitsizliğe ve maddi güçlüklere rağmen kazanıldı.
Bu nedenle Elif Eralp’in başarısı yalnızca bireysel bir yükseliş değildir. Onun hikâyesi, Avrupa’da büyüyen “bizim çocukların” ortak hikâyesinin siyaset alanındaki güçlü bir örneğidir.
Berlin’de tarihî sonuç
20 Eylül’de yapılan Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Elif Eralp’in başbakan adayı olduğu Sol Parti—Die Linke—yüzde 25,7 oy alarak seçimden birinci çıktı. Eralp ise Friedrichshain-Kreuzberg’deki seçim bölgesinde oyların yüzde 50,4’ünü kazanarak Berlin Eyalet Meclisi’ne doğrudan seçildi. (welt.de)
Bu sonuç, yalnızca Die Linke açısından değil, Avrupa solunun geleceği bakımından da önemlidir. Çünkü Berlin’deki başarı, merkez partilerin zayıfladığı ve aşırı sağın yükseldiği bir dönemde elde edildi. Die Linke’nin kampanyası; konut krizini, yüksek kiraları, sosyal eşitsizliği, göçmenlerin haklarını ve çalışanların gündelik sorunlarını siyasetin merkezine yerleştirdi. Partinin 200 binden fazla konutun büyük emlak şirketlerinin elinden alınarak kamulaştırılması yönündeki talebi de bu mücadelenin simgelerinden biri oldu. (reuters.com)
Berlin nüfusunun çok kültürlü yapısı üzerinde yükselen bu sonuç, uzun yıllara yayılan bir toplumsal birikimin ürünüdür. Elif Eralp’in başarısını yalnızca Cem Özdemir’in ve Yeşillerin geçmişte elde ettiği seçim sonuçlarıyla karşılaştırmak, verilen mücadelenin toplumsal dokusunu yeterince kavrayamamak olur.
Burada söz konusu olan, yalnızca göçmen kökenli bir siyasetçinin seçim başarısı değildir. Die Linke’nin kazanımı; sınıfsal taleplerle etnik ve kültürel kimlikleri, sosyal adalet mücadelesiyle ırkçılık karşıtlığını birleştirmeye çalışan yeni bir hegemonya anlayışının sonucudur.
Siyasetin içinde büyüyen bir kuşak
Siyaset Elif Eralp’in hayatına sonradan girmedi. O da Avrupa’da yaşayan birçok göçmen ve sürgün çocuğu gibi siyasetin, dayanışmanın ve hak mücadelelerinin içinde büyüdü.
Bu çocuklar derneklerde, dayanışma merkezlerinde ve siyasal toplantılarda büyüdüler. Daha küçük yaşlarda anne ve babalarının omuzlarında göçmen hakları yürüyüşlerine katıldılar. Adalet, insan hakları ve enternasyonalizm kavramlarıyla gündelik hayatın içinde tanıştılar. Irkçılığa uğrayanların, ülkelerinden kaçmak zorunda kalanların ve siyasal baskılarla karşılaşanların hikâyelerini dinlediler.
Elif, çocukluk yıllarında iki arkadaşıyla birlikte oturduğu evin garajında bir “çevre kulübü” kurdu. Kendi hazırladıkları afişlerle doğanın korunması için çağrıda bulundular. Bu küçük girişim bile onun toplumsal sorunlarla ilgilenmeye ve ortak bir amaç için örgütlenmeye ne kadar erken başladığını gösteriyor.
Benzer bir siyasal ve toplumsal duyarlılık, Avrupa’daki başka göçmen çocuklarında da görüldü. Bu kuşaktan gençler ırkçılığa karşı........
