Yeni Ortadoğu ve Türkiye
Önceki “Yeni Büyük Oyun” başlıklı makalemizde Üçüncü Dünya Savaşı öncesi Yeni Ortadoğu’dan Kafkasya, Türkistan ve nihayet Çin’e uzanan Avrasya sahnesinde bekleyen savaşları anlatmıştık. Suriye ve Lübnan’dan sonra sırada Irak, İran, Türkiye, Azerbaycan ve Rusya’da rejim değişiklikleri olacağını, sonrasında Kafkasya’da Çeçenistan, Dağıstan ve İnguşetya’dan sonra Türkistan ve Çin sınırlarında yeni ayaklanmalar kurgulandığını söylemiştik. Bu makalede ise Suriye’de ki son gelişmeleri ve Türkiye’ye olan yansımalarını Yeni Ortadoğu’nun şekillenmesi kapsamında daha deyalı bir şekilde ele alacağız.
25 Ekim 2025 tarihinde yazdığım “Küresel Gelişmeler ve Yeni Ortadoğu” başlıklı makalemde ise Suriye’de olacakları ve sonrasını üç ay önceden yazmıştım;
(1) ABD’nin, Çin ile olan savaş takvimi sıkıştığı için Körfez parasına acil ihtiyacı var. İsrail’in artık ayak bağı olmasını istemiyor. İki yeni politika söz konusu; İran ile savaş sonrası yeni bir Ortadoğu dizayn etmek ama öncesinde İran direniş ekseninin en büyük parçası olan Irak hedefte, önümüzdeki aylarda Irak ile ilgili önemli gelişmeler bekleniyor.
(2) İki ay önce CIA Direktörü William Burns ve Mossad’ın başındaki David Mircea, “Bundan sonra Ortadoğu’da askeri operasyonlardan çok rejim değişiklikleri duyacaksınız” demişti. CIA Direktörü William Burns, Ortadoğu’daki savaşın bir ideoloji ve istihbarat savaşı olduğunu söylüyordu. Bu ideolojik mücadele istihbarat operasyonları ile bazı ülkelerde rejim değişikliklerine yöneldi.
(3) ABD, Demokrasi ve Federalizm oyunundan vazgeçti. Son 20 yılda Afganistan, Irak, Libya gibi ülkelerdeki müdahaleleri başka dış güçlerin özellikle İran’ın işine yaradı. Özetle, karıştırdığı ülkeleri azınlıkların yönetmesi ile ilgili politikasını değiştiriyor. Suriye’de YPG/PKK kartından vazgeçmesinin nedeni, bu aşamada istikrara oynamak; Türkiye ile İsrail’in savaşması istenmiyor.
(4) Irak’ta 11 Kasım 2025’de yapılan seçimler sonucunda; 329 sandalyenin 165’in salt çoğunluk İran etkisinde olduğu görüldü. Bu durum, ABD’nin enerji ve Kürdistan projelerini siyaseten bitirdi. Öncesinde hazırlanan çözüm yeni Irak’ta Sünni bir yönetim kurulacak. Araplar ve Kürtler zaten Sünni, Şiiler de belli düzenlemelerle böyle bir yönetime razı oldu, yeter ki istikrar olsun. Özetle, Irak’ta da Suriye modeli bir yönetim kurulacak. Ancak, bunların arkasındaki asıl beklenti İran senaryosu için ülkeleri hizaya sokmak.
(5) Son 20 yılda adı ister devlet dışı aktör, ister terör örgütü olsun, ABD bunlarla işbirliği yapmanın genel politikasına büyük zarar verdiğini gördü. Bu ilişkilerin devletlerarası çıkarlarına ve bölgesel istikrara verdiği zararın farkına vardı. Artık, terör örgütlerini ortadan kaldırma zamanı. İsrail ile birlikte kurdukları Hamas, Müslüman Kardeşler, El Kaide ve bu arada PKK ve Hizbullah gibi diğerleri tarihin çöplüğüne gidiyor.
(6) Büyük İsrail Projesi devam ediyor ama Büyük Kürdistan ise zaten sadece bir illüzyondu. Irak’ta çatışmalar başladığında Barzani yönetimi mutlaka bağımsızlık kartını da düşünecek ve belki de Türkiye ile birlikte hareket etmek isteyecek. Muhtemelen Büyük İsrail’in parçası olmak işlerine daha çok gelecektir.
(7) Irak’ın da elden çıkması ile İran artık ayakta kalamaz. İngiltere, Almanya ve Fransa, uzun zamandır İran içinde hazırlık yapıyor, organize işler bitmek üzere ve artık molla rejimi için bir sona geliniyor. İran’da son ayaklanmalar “kaynama noktası”nı tespit etmek içindi, kritik eşiğe geliniyor.
(8) Türkiye’ye gelince; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington ziyaretinde ABD yönetimi Ankara’dan “değişim” istedi. Büyük değişim için öngörülen süre bir yıl. Hâlbuki Ankara, sırf Trump’a hoş gözükmek için Kürt açılımına sarılmıştı. Türkiye’de mevcut siyasi ve ekonomik düzen sürdürülebilir değil ama ABD, İran senaryosu ve ülkemizin demografisini değiştirebilmek için bir süre daha beklemek istiyor.
Asıl konumuz olan Suriye’deki gelişmelere dönecek olursak, ABD’nin desteği kalkınca, YPG/PKK son 10 yılda elde ettiklerini 15 günde kaybetti. Suriye’de olanlar ve sözde barış süreci Türkiye’ye tekrar Arap-Kürt Konfederalizmi ve monarşi meşruiyeti vaat edilmesi ile ilgili. Yani Büyük Ortadoğu Projesinde tekrar başa gelindi. İran senaryosu ile birlikte sahne yeniden düzenlenecek, ittifaklar gene değişecek. Siyasal İslam öldü ve İslamcılar bu coğrafyadan tamamen silinecek.
Trump, Ortadoğu’ya bakışını çok kez tekrarladı; Ortadoğu, modernite ile gericiliğin (irtica) körelttiği İslamcılık arasında bir seçim yapmalı. Artık İran’ın Direniş Ekseni (Hamas, Hizbullah) çökertilirken yeni bir aşamaya gidiyoruz. Mesele sadece rejim değişiklikleri değil, İbrahim Anlaşması ekseni üzerindeki Fas’tan İran’a kadar tüm ülkelerde dönüşüm isteniyor. Buna Endonezya, Moritanya, Senegal, Somali gibi ülkeler de dâhil ediliyor. Gelinen aşama Türkiye için ciddi tehlikeler barındırıyor. Bu makalede Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye olası yansımalarına geniş bir ölçekten açıklama getireceğiz.
Trump, ilk döneminde Suriye’den çekilmek istedi ama özellikle CENTCOM bunu engelledi ve bu gerçekleşmedi. Söz konusu olan ABD Savunma Bakanlığı ve CIA’nın (derin devlet) 70 yıllık Kürt Projesi idi. Trump ikinci döneminde her konuya kişisel egosu ve masraf gözüyle bakıyor. Amerikan derin devleti ve daha derin devleti uyum sağlıyor çünkü asıl plan değişmedi. Kürtler, kullanılmaya devam edilecek, şimdi onlara İran gösterilecek.
Son gelişmelere gelirsek; Irak ve İran senaryosu öncesi ABD’nin Suriye’de İsrail ve Türkiye’nin karşı karşıya geldiği bir denklemi istemediği ve buna uygun davrandığı belirtiliyor. Trump’ın Washington’da Şara ile görüşmesi, Paris görüşmeleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump görüşmeleri Suriye’deki HTŞ operasyonları ile ilgili en önemli adımlar olarak belirtiliyor.
Amerika’nın hamlesiyle İsrail’in Suriye’nin kuzeyine gelmesinin önüne geçildiği bunun da Suriye’de SDG açısından değişen paradigmanın en önemli unsuru olduğu ifade ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri görüşmelerde Suriye Devleti’ne, SDG’ye çok net biçimde Suriye’den çekileceğini ifade etti. Suriye’de bulunan 7-8 koordinasyon merkezini teke indirecek ve operasyon merkezini Ürdün’e taşıyacak. Operasyonlarını artık Amman’dan yürütecek.
ABD’nin sadece Suriye’den çekilmesi değil aynı zamanda SDG ortaklığını da tamamen bitirdiği, ortaklığında SDG’nin entegrasyon sürecine katılımına bağlı olduğu Amerikalılar tarafından muhataplarına ve SDG’ye ifade edilmiş. SDG’ye verdiği IŞİD kozunu geri aldı. ABD, SDG üzerinden yürüttüğü ilişkiyi Suriye Devleti üzerinden yürütme kararı aldı.
HTŞ ile YPG/PKK’sı arasındaki gerilim çatışmaya dönüşebilir. YPG/PKK, Kandil’den aldığı takviyelerle birlikte Ayn el Arap ve Haseke merkezde direnmeye çalışacak.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack yeni durumu şöyle özetliyor;
- Kürtler şu anda Şara liderliğindeki mevcut hükümet altında en büyük fırsata sahipler. Bu, Kürtler için birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyon yolunu açıyor.
- Mevcut durum, ABD ve SDG arasındaki ortaklığın gerekçesini değiştiriyor. SDG’nin IŞİD’la mücadelede ana güç olma yönündeki asli amacı sahada sona ermiştir.
- Şam artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hazır ve yetkindir. Şam, IŞİD gözaltı merkezlerini kontrol etmeye hazır ve yetkin.
Barrack, Washington’un hedefinin, sahadaki askeri varlığını azaltmak, IŞİD kalıntılarını tamamen tasfiye etmek ve Suriye’deki etnik gruplar arasında uzlaşmayı sağlamak olduğunu söyledi. Ancak bunu yaparken “ayrılıkçılığı ya da federalizmi” kesin biçimde reddettiklerini de belirtti.
Suriye hükümetinin gücündeki eksikliklerden kaynaklı olarak IŞİD’lileri Irak’a taşımaya karar verdi. Yaklaşık 9 bin IŞİD tutuklusunun 1700’ü Suriye’de kalacak gerisi Irak’a nakledilecek. Bağdat’ın kuzeyi ve Diyala’da IŞİD için yapılmış olan cezaevlerinde IŞİD mensupları tutulacak.
Büyük resimden bakıldığunda Trump’ın “Önce ABD” bakışının Suriye’ye yansıması, ülkedeki problemleri çözmekten çok konjonktürel önceliklere odaklandığını gösteriyor. İsrail zaten ülkenin güneybatısında güçlü bir altyapı oluşurmuş durumda ve istediğinde Şam’a uzanabilir. Bu tamponun gerekçesi İran-Hizbullah bağını koparmak olarak açıklanıyor. Irak ve İran senaryoları öncesi Trump, Suriye için şöyle diyor; “ Bu bizim savaşımız değil.”
Ortadoğu’da şimdiye kadar olanlar sismik zaferlerdi ama artık büyük depreme sıra geliyor. Ortadoğu, büyük bir jeopolitik depremin kenarında. Büyük Ortadoğu’da eksenler dönüyor; İran ve İslamcılar kaybolurken, bölgede İsrail’e rakip olabilecek büyük bir güç (bugünkü İran ve Türkiye) kalmayacak. Avrasya savaşları ve Üçüncü Dünya Savaşı öncesi Ortadoğu nötralize ediliyor, sorun merkezleri siliniyor.
1979 yılındaki Molla Devrimi’nden beri Ortadoğu’da devam eden din mücadelesi; 7 Ekim 2023’de Gazze saldırıları öncesi İran’ın Irak (Haşdi Şabi), Suriye (Esat rejimi), Lübnan (Hizbullah), Gazze (Hamas), Yemen (Huti) gibi unsurlardan oluşan bir Direniş Ekseni doğurmuştu. Bunların hepsi İsrail ve S.Arabistan düşmanı olarak görülüyordu. Ancak, artık sadece İran değil, cihatçıların radikal İslam’ı da artık düşüşte ve günleri sayılı.
Hamas saldırıları sonrası ABD ve İsrail’in birlikte yaptığı üç aşamalı plan (Gazze’nin Hamas’tan tahliyesi, Direniş Ekseni’nin yok edilmesi ve İran Savaşı) artık üçüncü aşamaya odaklanıyor. Bu bir an önce bitmeli çünkü 2027 yılına kadar geri çekilen Çin senaryosuna çok zaman kalmadı. Özetle, Ortadoğu ABD tarafından bölgedeki ana üssü haline gelen İsrail ile birlikte yeniden dizayn ediliyor.
Mesele Arap, Kürt değil; asıl plan İran ile ilgili rejim değişikliği ve bölünme. İran senaryosu ile eş zamanlı Irak’ta rejim değişikliğine gidilecek. İran tek başına parçalanamaz. Şu an bölgede müttefik görülen aktörlere istediği verilerek yatıştırılıyor. İran’a karşı stratejik hizalanma şu şekilde; Suriye-Türkiye-Irak-İran-İsrail-ABD. İran’dan sonra yeni Ortadoğu haritası ve Ortadoğu - Hazar Ekseni (Tom Barrack’ın ifadesi) hayata geçecek.
Ahmet eş-Şara (Colani), Washington’daki görüşmelerinden iki ana kazanç sağladı; tüm Suriye topraklarını birarada tutacak ülke liderliğinin tanınması ve SDG’nin rolüne son verilmesi. 2015 yılından beri IŞİD ile mücadele aktörü olarak Suriye’nin kuzeyinde kendine bir yönetim bölgesi oluşturan SDG’ye olan destek bitti ve sahada bunun sonucu hemen görüldü. 4 Ocak 2026 tarihinde Halep’te SDG ile yapılan görüşmeler Şam yönetimi tarafından aniden bitirildi. Ertesi gün Paris’te İsrail ile bir güvenlik paktı için ABD aracılığında görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerden sonra İsrail de SDG’ye desteğine son verdi. Paris’te HTŞ’nin SDG’ye yönelik herakatına yeşil ışık yakıldı.
17 Ocak’da ise ABD özel temsilcisi Barrack, YPG/PKK lideri Mazlum Abdi ile biraraya gelerek, ülkesinin çıkarının SDG ile değil Şam yönetimi ile olduğunu söyledi. Bununla beraber, ABD’nin Kürt nüfusun olduğu yerlerde koruma garantisi verdiği iddia edildi. 19 Ocak’a kadar HTŞ operasyonu önemli ölçüde gelişti; Rakka ve Deyrizor........
