Arda Turan'ın Sözleri ve Milli Takımın Teknik Direktör Bulmacası
Bir milli takımın teknik direktörlük koltuğu boş kaldığında ortaya çıkan manzara, çoğu zaman sahadaki oyundan daha fazlasını anlatır. Kimin adı geçiyor, kim ne diyor, hangi iddia hangi kaynaktan besleniyor; bütün bunlar bir ülkenin futbol aklının o anki halet-i ruhiyesini yansıtır. Ekim ayının ortasında Türkiye'nin gündemine düşen gelişmeler de tam olarak böyle bir tablo çiziyor. Vincenzo Montella ile yolların ayrılmasının ardından A Milli Takım'ın yeni hocasının kim olacağı sorusu, kısa sürede hem bir dedikodu sarmalına hem de ciddi bir tercih tartışmasına dönüştü.
Basına yansıyan bilgilere göre önce TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun, Shakhtar Donetsk'i çalıştıran genç teknik direktör Arda Turan ile Londra'da bir araya geldiği öne sürüldü. Bu iddia, bir futbol yorumcusunun ekranlara taşıdığı değerlendirmelerle dolaşıma girdi ve kısa sürede "prensip anlaşması" gibi oldukça net bir çerçeveye oturtuldu. Ne var ki aynı gün içinde ortaya çıkan diğer gelişmeler, işin bu kadar düz bir çizgide ilerlemediğini gösterdi. Bir yanda Arda Turan'ın adı, diğer yanda İtalyan çalıştırıcı Francesco Calzona'nın Türkiye'den temaslar olduğunu doğrulayan açıklamaları... Ortada tek bir aday değil, en az iki farklı senaryo vardı.
Günün en çok konuşulan başlığı ise Arda Turan'ın bizzat kendi ağzından çıkan sözler oldu. Turan, UEFA Şampiyonlar Ligi'nde AEK ile oynanacak maç öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuya açıklık getirdi. Söylediklerinin özü şuydu: Milli takımın kendisine teklif edilmesi büyük bir onurdu, ancak o an için Shakhtar Donetsk'teki görevine bağlıydı. Turan, bu onuru ve hissiyatı kelimelerle anlatmanın mümkün olmadığını, uzun bir aradan sonra isminin insanlar tarafından bir araya getirilmesinin heyecan verici olduğunu dile getirdi. Ülkesini ve bayrağını ne kadar sevdiğini kalbinden söylediğini belirtti.
Fakat açıklamasının asıl ağırlığı, temsil kavramına yüklediği anlamdaydı. Turan'a göre ülkeyi temsil etmek yalnızca milli formayı giymekle sınırlı değildi. Bazen bayrağı farklı coğrafyalarda dalgalandırmak, bir ülkeye başka yollarla hizmet etmek de mümkündü. Kendisini genç bir teknik direktör olarak tanımlayan Arda Turan, sahada kalıp kendini daha fazla geliştirmeyi, ülkesinin bayrağını bulunmadığı yerlerde daha iyi temsil edebilmenin bir yolu olarak gördüğünü anlattı. Burada dikkat çeken bir tarihsel gönderme de vardı: Tarihte ilk kez Avrupa'da şampiyon olmuş bir Türk hoca olarak, yıllar önce Fatih Terim'in Fiorentina ve Milan'a taşıdığı bayrağı eline aldığını düşündüğünü söyledi. Bu temsil görevini o şekilde sürdürmenin ülke adına daha kıymetli ve faydalı olacağı kanaatini paylaştı.
Arda Turan'ın sözlerinde bir de rahatsızlık vardı; hem de açıkça dile........
