Tutkularıyla çağlarını aşan kadınların romanı
Selda Uygur, ikinci romanı "Yalvaç"ı kadının çağlar boyu bedenini, tutkularını, benliğini arama yolculuğu olarak nitelendiriyor. Romanın ilginç yönlerinden biri ise, çağlar boyunca yolculuğunu sürdüren bir ruhun farklı bedenlere bürünerek benzer ve farklı hayat öyküleriyle karşımıza çıkması.
Selda Uygur, geçen yıl yayımlanan "Babalar ve Kızları"ndan sonra yeni romanı "Yalvaç"ta bizi seksenlerden, doksanlardan günümüze... sonra da antik çağlara doğru bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Yalvaç'ın zaman prangasını kıran kahramanları ise tutkuları ve hırslarıyla kadınlar.
Yazar, edebiyat dergilerinde sinema ve edebiyat üzerine inceleme yazıları ve öyküler yayımlamaya, edebiyat, sinema ve psikoloji alanlarını kapsayan disiplinlerarası çalışmalarına devam ediyor. Uygur Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nde doçent olarak görev yapıyor, Bu yüzden söyleşimizin ilk soruları, üniversitelerdeki edebiyat eğitimine dair oldu.
EDEBİYAT HİSSETTİKÇE!..
Romanınıza geçmeden önce mesleğinizle ilgili bir soru sormak isterim. Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okumakla edebiyatçı olunmuyor, edebiyat sevgisi de aşılanamıyor. Kolay kolay bir meslek sahibi de yapmıyor. Peki niye var onca fakülte?
Bu bölümlerde eğitim almak elbette yazar olmak için yeterli değil. Öğrenciler ve bölüm hakkında bilgi sahibi olmayanlar da aynı yanılgıya düşüyor. Bu bölümlerde amaç öğrenciye akademik bilgi vermek. Bu okullarda dil dersleri de edebiyat kadar yoğunlukta. Bu sebeple yazma ve okuma coşkusuyla bölüme gelen öğrenciler hayal kırıklığına uğrayabiliyor. Ama kimi öğrenciler de hocalarından ve ders içeriklerinden aldıkları motivasyonlarla yazmaya, daha çok okumaya, sanata, akademik kariyere de yönelebiliyor. Bireysel çabalar, hocaların yaklaşımları olumlu etki yaratabiliyor.
O zaman şuraya geliyoruz, edebiyat nedir ki bilgisine sahip olsak da bu bilgi bizi edebiyatçı yapamıyor?
Bir kere her şeyden önce edebiyat tümüyle öğrenilebilir bir alan değil. Hissedilip kavrandıkça yaşamla bağ kuruldukça anlam kazanan bir büyü.
Öğrenciler bunun ayırdına vardıklarında hayal kırıklığına uğramıyorlar mı?
Her yıl yeni gelen öğrencilerime bu bölümü seçme nedenlerini sorduğumda çok küçük bir azınlık sadece puanı tuttuğu için geldiğini söylüyor. Aksine büyük bir kısmı bilinçli olarak ve gerçek bir sevgiyle edebiyat okumayı tercih etmiş. Beni en çok heyecanlandıran durumlardan biriyse lisedeki edebiyat öğretmenlerinin katkılarından söz etmeleri. “Edebiyat öğretmenimi çok seviyordum bu sebeple bölümü tercih ettim” diyorlar. “Edebiyat öğretmenimiz bu kitabı okutmuştu” dediklerinde ayrıca mutlu oluyorum.
Artık atanıp öğretmen olmak da kolay bir iş değil!..
Ama yine de zorluklarına karşın, toplumda yerleşik düşüncelere karşın öğretmenlik değerini kaybetmedi. Bir genç sadece öğretmeninin yolundan gitmek istediği için onun gittiği okula gitmek isteyebiliyor. En büyük tedirginlikleri ise bu zorluk. Evet bu güçlük onların en büyük kaygısı. Ama görüyorum ki ilk günden yollarını seçenler var, Önerdiğimiz her kitabı, filmi not alan ve onların peşine düşen gençler.
KENDİ DÜNYASINI YANSITAN BİR "YALVAÇ"
Artık yeni romanınızdan söz edelim. "Yalvaç"ta iki paralel öykü, fantastik ve tarihsel ögelerle ilerliyor. Onu bir türle ifade etmek isteseniz bu hangi tür olurdu?
İlla ki bir romanı bir türle nitelemelek zorun da mıyız, emin olamadım. Ama büyülü gerçekçi, bilim-kurgu ya da fantastik olarak sınırlandırmazdım her şeyden önce. Neden, gerçekle ilişkimiz yüzünden. Çünkü gerçeğin ne olduğunu bilmiyoruz. Peki ya rüyalarda gördüklerimizse asıl yaşamımız. Milyonlarca yıl öncesini bugünden ne olup olmadığını söyleyebilir miyiz? Kendi dünyasını yansıtan bir roman desem "Yalvaç" için yeterli olur sanırım.
"Yalvaç"ta nasıl bir öykü bekliyor okurları?
Romanda çağlar boyu yolculuğu devam eden bir ruhun farklı bedenlerde benzer ve farklı yaşam öyküleri ekseninde dönüşümünü anlattım. Kadın........
