menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her yaratım sonunda bir yıkıntıya dönüşür

32 0
17.02.2026

Judith Schalansky, tarihin arşivinde yerini almış bazı kayıplara not düştüğü anlatısında hayatın faniliğine vurgu yaparken her şeyin er geç yok oluşun girdabında yerini alacağından söz ediyor: "Hayatta olmak kayıplar yaşamak demektir... her şey daima çöptür. Her bina daima harabedir ve her yaratım yıkımdan başka bir şey değildir!.."

Bu yazının konusu, yeni kuşakların kitaplara olan mesafeli duruşu değil, Judith Schalansky'nin Türkçede yayımlanan ikinci kitabı 'Kayda Geçen Kayıplar'ı. Ama kitabı tanıtmadan önce onunla ilk temasımda yaşadığım tecrübeden söz edeyim.

Kitabı incelerken rastgele bir yazıyı (hangisi olduğu önemli değil) açıp okumaya başladım. İnanılmaz sıkıldım. Son derece kişiseldi, cümleler uzun muğlaktı. Hevesimi tam yitirmişken "Bari önsözünü bir okuyayım" dedim. Daha girişiyle beni kendine bağladı. O an anladım ki, güzel kitap, ilk sayfasından son sayfasına mükemmel bir proje demek değildir. Bazen bir cümle için "İyi ki okumuşum" denir ve o cümlenin bulunduğu kitap okumaya değerdir. İyi kitap bazen içindeki bir ifadesiyle, bir bölümüyle, bazen önsözü, bazen sonsözüyle bizi kendine bağlar.

Bu öylesine yaşadığım tecrübenin bende yarattığı "Şimdiye kadar nasıl akıl edememişim" şaşkınlığı yaşarken o anki düşündüklerimi, okur olarak yanlışlarımızı, önyargılarımızı ve bunun özellikle ana akım okuru nasıl kötü etkilediğini de ekleyerek üç beş kelamı kayıt altına almak istedim.

HİÇBİR KİTAP 'MÜKEMMEL BİR BÜTÜN' DEĞİLDİR

Ne olacağına, nasıl yaşayacağına, ne biçim bir yol tutacağına bir türlü karar veremeyen bu ülkenin kafası karışık insanlarının kitaplarla, daha doğrusu bilmekle, öğrenmekle ilgisi dün ne kadarsa üç aşağı beş yukarı bugün de o kadar. Ve benim eleştirim hiç kitap okumayanlardan çok iyi kötü okuyanlarla ilgili.

Öncelikle o kitle kitabı dişine göre bulmayınca kendince şöyle mazeretler ileri sürüyor...

*Kim okuyacak o kadar sayfayı!

Hiç kabul edemediğim ve giderek arttığını sandığım okur davranışı, gerçek okur tutumu değil. Sanki yazarın kitabını okurun ilgi alan ve eşiğine yazması gerekirmiş gibi. Aynı şeyi filmler için bile yapılıyor olması bizim ulus olarak yaygın 'haslet'imizle ilgili. Çok uzun süre bir şeye dikkat veremiyoruz. Bilmeyi, yorumlamayı, keşfetmeyi, organize düşünmeyi bir başkasına, özellikle de yazara bırakıyoruz. Bu da şu anlama geliyor; yazarlar kendileri çalıp kendileri oynasınlar:))

* Hiç eğlenceli değil. Aşırı sıkıldım!

Oysa bir kitabın varlık nedenini sıralasak ilk yüz gerekçede 'eğlendirme' misyonuna rastlayamazsınız. Sayısız kitabın okuruna büyük bir keyif verdiği gerçeğine rağmen böyledir bu. Eğlenmek için kitap okunmaz ama bazı kitapları okurken çok eğlenirsiniz. Bu böyledir diye, kitaba 'eğlendirmek' gibi bir misyon yüklenemez.

* Bana çok ağır geldi!

Bu mümkün, bir yere kadar da geçerli bir mazeret. Ama bir kitap Size bilmediğinizi, hissetmediğinizi, öğretmiyor, sizi yabancı duygulara, durumlara ve diyarlara götürmüyor, yaşamadığınızı yaşatmıyor ve sizin hayatınızın parodisinden ötesine geçmiyorsa niye okunsun ki!..

Kısacası kitaplar, bizi yeni bilgilerin, farklı hayatların ve duyguların, aykırılıkların, aşırılıkların iklimine götürmüyorsa, bizi doğrunun ve yanlışların sınırlarında gezindirmiyor ve kendi düşüncelerinizi yaratmanın önünü açmıyorsa niye okunsun ki!..

Ama bir yandan da bu kitle, zorluklarla boğuşan yayınevlerini ayakta tutuyor. Böyle bakarsak ortalama okur varlığıyla ve seçimleriyle çok önemli bir görevi yerine getiriyor. Ancak bıkıp usanmaksızın benzer klişelerle birbirinin aynısı olarak yazılan, neredeyse aynı ifadelerle olayları ve durumları köpürten aynı biçimde sonuca götüren kitapları okumak, sizi bir kısır döngünün içinde tutmaktan, hissediyor, düşünüyor, anlıyor ve dönüştürüyor gibi yapmaktan öte bir anlam taşımıyor.

Diyeceğim o ki, okur sayısı görece artsa da değişimi, dönüşümü, gelişimi, iyiyi, doğruyu, güzeli isteyen insanların sayısında bu yüzden bir artış olmuyor.

İyi kitap, bizi sarsmalı, zaman zaman canımızı yakmalı, bize rağmen yeni düşünceleri savunmalı, hep bir fazla söyleyeceği olmalı. Siz de bilmediğiniz her sözcük, her kavram, her analiz için elinizi sözlüklere, Google'a atmaktan yerinmemeli, her daim öğrenmeli, tuğla üzerine tuğla koymaktan, düşüncelerden ve bilgilerden oluşan........

© 9 Eylül Gazetesi