menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Günde seksen dakika belleğin ipine tutunmak

34 0
06.10.2026

Bazı şeyleri hatırlamak istemeyiz. hatta çoğu kez unutmanın merhametli bir tarafı bile vardır. Ya peki yaşadığın her şeyi unutup günde seksen dakika boyunca hafızan yerine geliyorsa ve sonra o anlar da silinip gidiyorsa!.. Yōko Ogawa "Hizmetçi ve Profesör" romanında bu hayatın da mümkün ve şenlikli olabileceğini anlatıyor.

Akutagawa ödüllü Japon yazar Yōko Ogawa'nın duygu katsayısı yüksek romanı "Hizmetçi ve Profesör" yeni yayınevinden bu kez Zeynep Ebru Okyar'ın çevirisiyle okurların beğenisine sunuldu.

Yōko Ogawa'nın, Türkçeye çevrilmiş diğer romanı "Hafıza Polisi"nde (Kafka Kitap - 2021) distopik bir öykü eşliğinde ele aldığı 'hafıza' meselesi, bu kitapta duygu yüklü bir iklimde karşımıza çıkıyor.

Hafıza kaybı, başımıza gelene kadar, hatta maruz değilsek bile korkusunu derinden hissettiğimiz bir güce sahip. Çünkü belleğini yitirmek, yaşanmışlığın tüm ruhsal kazanımlarını yitirmek demek.

Romanın kahramanı Profesörün yaşadığı da aslında bu. Mesleğindeki başarıları ve yaşantısıyla da çevresinde saygın bir yere sahip olan matematik profesörü, bir trafik kazası geçirir. O talihsiz olaydan geriye tuhaf bir hafıza sorunu kalır. Evet hâlâ bir şekilde parlak bir zihne sahiptir ama hatıralar belleğinde en fazla seksen dakika kalmaktadır. Neredeyse her gün reset atılan bir bilgisayar gibi hayal edin kendinizi. Her sabah sıfırlanmış hafızayla güne başlayıp kıyafetlerine iliştirilmiş notlarla âna tutunmaya çalışmak ilk bakışta size çok dramatik ve meşakkatli gelebilir. Ama Profesörün bir avantajı var. Sayılarla arasındaki ilişki, akademik hayatındaki ilk heyecanını yaşadığı günlerdeki gibi taptaze çünkü. Sayılar bütün sihriyle ve sonsuz varyasyonlarıyla onu hâlâ hayata bağlı tutuyor gibi sanki.

Ama yine de günlük hayatını sürdürebilsin diye yakınları genç bir hizmetçi tutar Profesör için. Kadıncağız Profesörün evine beyzbol hastası on yaşındaki çocuğunu da getirmektedir. Profesörün zihni her gün sıfırlansa da anne oğul onun saklı dünyasına her gün yeniden girmeyi başarır. Özellikle yaşlı adam ile çocuğun arasında ilginç bir dostluk gelişir. Ortak noktaları sayılar ve beyzbol tutkusudur. Zamanla gelişen sıcak ilişkiler, gerçek bir ailedeki duygusal ortamı aratmaz. Her gün yaşanan seksen dakikalık ara, yitip giden saatlerin ve günlerin telafisi ve tesellisi olur.

"Hizmetçi ve Profesör" bana aile bağları, çocukluk ve toplumsal vicdan temalı filmleriyle tanınan Japon yönetmen Hirokazu Koreeda'nın romanslarını hatırlattı. Zaten insan hikayeleri, duygu dozajı iyi ayarlanmışsa -Çinli yazar Yu Hua'nın Yaşamak'ı gibi- er ya da geç okurun büyük teveccühüne mazhar olabiliyor. Bu romanın da bir biçimde okurda yankısını bulacağına inanıyorum. Koreeda gibi bir yönetmen onu sinemaya uyarlarsa da hiç şaşırmam.

NAZİK AMA NÜFUZ EDİCİ BİR YAZAR

Biraz da romanın yazarını tanıyalım...

1962'de Japonya'nın Okayama şehrinde dünyaya gelen Yōko Ogawa, "Hafıza Polisi" ile 2020 yılında Uluslararası Booker Ödülü'ne aday gösterilmişti.

Popüler eserleri arasında "Dalış Havuzu" ve "Iris Oteli" de bulunan Ogawa, Tokyo Waseda Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İlk romanı "Kelebeğin Kırılması"nı yazarken bir ev hanımıydı. Bebeğini büyütürken yazdığı "Hamilelik Günlüğü" ile kazandı şöhretini ve Akutagawa Edebiyat Ödülü'nü.

Matematikçi Masahiko Fujiwara ile birlikte sayıların olağanüstü güzelliği üzerine bir diyalog olan "Dünyanın En Zarif Matematiğine Giriş"i birlikte yazdı.

"Hizmetçi ve Profesör"ten üç yıl sonra yazılıp yayınlanmış bu kitap Ogawa'nın kafasındaki temaların ve ilgi odaklarının sürekliliğine dair bir örnek olarak gösterilebilir.

Büyük Japon yazar Kenzaburō Ōe'nin “İnsan psikolojisinin en incelikli işleyişini nazik ama nüfuz edici bir düzyazıyla........

© 9 Eylül Gazetesi