menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyadan Sonra Bir Yer'in kadınları

28 0
25.08.2026

Yelina Tayfur'un ilk kitabı "Dünyadan Sonra Bir Yer"de yirmi öykü var. İnsana ve hayata dair pek çok şeyin sorgulandığı öykülerin çoğunda yalnızlaştırılmış, şiddete maruz kalmış, korkutulup sindirilmiş, ihmal edilmiş bir kadın var. Hayat yolunda sürekli dizginlenmiş, umutları köreltilmiş kadınlar bunlar. Ve bu öykülerde fantastik, ironik ögeler gerçeklikle harmanlanıyor.

Çağdaş edebiyatımızın en önemli izleklerinden biri de binlerce yıldır kadına, çocuğa, hayvana, doğaya ve gezegenin bizatihi kendisine uyguladığı her türden şiddet. Uygarlık teknolojiyle farklı bir aşamaya evrilirken bu şiddetin imkanları ve türü de gelişiyor. Aleni şiddet daha incelikli yöntemlerle sürüp gidiyor.

Pek çok yazar gibi -evet ağırlık onlarda ama sadece kadın yazarlar değil-

Yelina Tayfur da farklı zamanlarda yazdığı öykülerde kadının geçmişten getirdiği, ân itibariyle yaşadığı korku ve travmalarla geleceğe de taşıdığı şiddetin farklı vechelerini okuyoruz.

Keder yüklü, bıkkın, küskün, yüreği korku dolu, kimi zaman da kaybedecek bir şeyi kalmamış, hayatın tonlarca ağırlığını tevekkülle yüklenmiş kadın kahramanlar.

Özel anlar için zarif ve büyüleyici bir deneyim sunan kadının dejavu'suna karşı kararlılığı... "Ortak Sohbet Konuları"nda kendisiyle çoktan kopmuş, adeta bir ceset gibi katılaşmış, ancak hayatlarının tek ortak alanı kalmış yatakta denk getirebildiği lal kocasıyla sohbet eden -aslında bir monologtan ibarettir bu sohbetler- Handan Hanım... Son anda hayırsız kocasını bırakabilmiş, tuttuğu 'tekinsiz' bir evde, her daim huzursuz, kuruntu ve gerçeklerle örülmüş gerçek tehditler eşliğinde yeni korkularına alışmaya çalışan Canan... Kocası ölüp de çocukların da uzaklaştığı bir hayatı televizyon izleyerek, arada bir çocuklar gelsin diye umut ederek ve anıları evir çevir zihninde tekrar yaşayarak avunan İnci Hanım ve diğerleri.

Yelina Tayfur'un öykülerinde sadece kadınlar yok elbet; büyüme sancılarıyla, hayata tutunma çabalarıyla çocuklar da var. Kimisi derin sefaletten göç edilmiş büyük şehirde gelgeç işlerde katlanılabilir bir yoksulluğu yazgısı bellemiş çocuklar bunlar. Bir de onca nefrete ve sömürüye karşı iltica ettikleri yabancı ülkede sabırla bir gelecek inşa etmeye çalışan mülteciler var. Neredeyse tüm kahramanların derdi ortak:

Daha katlanılabilir, nadiren de olsa mutlu anlarla süslenebilen, korku ve endişenin bulunmadığı bir hayat umudu.

GÜÇLÜ BİR EMPATİ ÇABASI

Edebiyatı ciddiye alıyoruz, çünkü diğeriyle, ötekiyle empati kurmanın yöntemlerini inşa ediyor. Üstelik kurmacanın dışındaki hayattan daha kararlı, daha dokunaklı yöntemlerle yapıyor bunu edebiyat.

Yeline Tayfur'un "Dünyadan Sonra Bir Yer" adlı ilk öykü kitabındaki yirmi öykünün her birinde bir biçimde empatinin gücünü hissediyorsunuz.

Bu yirmi öykünün pek çoğu farklı dönemlerin ve farklı duyarlıkların eseri. Tayfur öykülerini Öykü Gazetesi (Güzel Atlar Diyarı), Sözcükler (Geniş Siyah), kitap-lık (Yol Yorgunu), Notos (Kuşak), Edebiyatist (Acil Durumda Camı Kırınız), Sözcükler (Bekleyenleri Bekleyenler) ve Litera Edebiyat (Ortak Sohbet Konuları) gibi edebi mecralarda yayınlamış.

Sözünü ettiğim farklı zamanlardan kimi umut dolu, kimi karamsar, kiminde ince bir ironi yüklü, kimi dramatik, kimi fantazyanın büyüleyici halesiyle sarılmış öyküler çıkmış. Öykülerdeki karakterler ise, geçmişi, bugünü ve geleceği yok edilmiş kadınlar, çocuklar ve zayıflardan oluşuyor.

BİR ÇERÇEVENİN İÇİNDE

Beni en çok etkileyen kahramanlardan biri, "Başka Yere Gitme" adlı öykünün Firuze'si. Mutlak unutuşun koyu karanlığına yuvarlanmakta olan yaşlı kadın -kendisini Firuze olarak hatırlamaktadır- çerçevelenmiş resimdeki on yedi yaşındaki hali Mari ile yaptığı ev arkadaşlığı. Borges, Cortazar gibi öykünün devlerinden esintiler taşıyan bu öykü, "Dünyadan Sonra Bir Yer"in en göz alıcı, en gönül okşayıcı öykülerinden.

"Mari, yaşlı kadın ve çocuk. Üçümüz bu apartmanda kayıptık. Ben bir çerçevenin içindeydim. Yaşlı kadın, geçmişi unuttuğu bir ara kattaydı. Çocuk, kapıları birbirine bağlayan labirent merdivenleri atlıyordu. Üçümüz de evin yolunu arıyorduk."

"Kostümlü Ruhlar Merkezi", draması, ironisi, mizahı ve finaliyle çok sürprizli.

"Gözlerimi yere çevirmiştim. Zemin beyaz ve parlaktı. Kimseyi tanımadan herkesi anlayabileceğiniz bir yerdi burası. Ölümü bekleyenlerle, bekleyenleri bekleyenler yan yanaydık. Ortak bir ismimiz olmaksızın, hepimiz aynı şeye bakıyor fakat hiçbirimiz onu telaffuz etmiyorduk..."

"Yol Yorgunu", zamanın insanları ve eşyaları nasıl aşındırdığını,

nasıl usulca değiştirdiğini,........

© 9 Eylül Gazetesi