HPV Aşısı, Toplumsal Cinayet ve Devletin Sorumluluğu
Friedrich Engels, 1845 yılında İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu kitabında çok sert bir kavram kullanmıştı: toplumsal cinayet!
Engels’in kastettiği bildiğimiz anlamda cinayet değildi. Ortada tetiği çeken bir fail yoktu. İnsanların kötü konutlarda yaşamasına, sağlıksız işlerde çalışmasına, yetersiz beslenmesine, hastalanmasına ve zamanından önce ölmesine dikkat çekiyordu.
Bir toplum, insanların erken ölmesine neden olan koşulları biliyor, bu koşulları değiştirebilecek güce sahip olduğu halde değiştirmiyorsa, ortaya çıkan ölümleri “talihsizlik” olarak açıklayamayız. Engels buna toplumsal cinayet demişti.
Türkiye’de devam eden HPV aşısı tartışmasını düşünürken bu kavramı yeniden hatırladım.
Sağlık Bakanlığı geçen yıl HPV aşısının 2025 sonunda uygulanmaya başlanacağını açıklamıştı. Bakanlık, 13 yaşındaki çocukların ve 15 yaş üzerindeki vatandaşlardan talep edenlerin aşıya erişebileceğini duyurmuştu. Şimdi ise aynı bakanlık bazı bilim insanlarının “buna gerek yok” dediğini, Türkiye’nin HPV ve kanser profilinin farklı olduğunu bu yüzden konunun yeniden tartışılması gerektiğini söylüyor.
HPV aşısı, kanserden koruduğunu bildiğimiz az sayıdaki aşılardan biridir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), HPV aşısını, rahim ağzı kanserini ortadan kaldırmanın temel stratejilerinden biri olarak kabul ediyor. Hedefi, kız çocuklarının yüzde 90’ının 15 yaşına kadar aşılanması. DSÖ aşılama ile taramayı birbirinin alternatifi değil, aynı koruyucu sağlık politikasının iki ayrı ayağı olarak tanımlıyor. Bakanlığın kendi yayınlarında da HPV’nin rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamıyla ilişkili olduğu, aşının birincil korunma sağladığı ve güvenli olduğu anlatılıyor. Öyleyse mesele ne?
Türkiye’nin HPV dağılımının başka ülkelerden birtakım farklılıklar........
