Çözüm demokrasiyi güçlendirir mi?
Türkiye’de demokrasi neden geriledi? Buna “cumhuriyetin gelişimi sürecinde hep süregelen askeri vesayet, devlet yönetiminde istikrarsızlık, ekonomik krizler ve onlara paralel seyreden yaklaşık 10 yıllık dönemlerde yaşanan darbe, kırılma ve sağa sola savrulmalar, sorumsuz siyaset ve siyasetçiler, halkın yönetimde adil temsilini kısıtlayan antidemokratik siyasi partiler ve sorunlu seçim yasaları ile uygulamaları, devlet gücünü gayrimeşru yöntemlerle ele geçirme çaba ve çatışmaları, yargının görevini yaparak hukukun üstünlüğünü sağlamasına kendi içinden ve dışından gelen engeller, adalet inancı zedelenen toplumun yargıya sahip çıkmaması, yargının yürütme gücüne (siyasilere) karşı bağımsızlığını ve dolayısıyla tarafsızlığını kaybetmesi” ve benzeri birçok sebep sayılabilir. Bunların bir kısmı diğerlerinin sebebi iken bir kısmı da diğerlerinin doğrudan veya dolaylı sonuçları. Hangilerinin sebep hangilerinin sonuç olduğunu bulmaya çalışırken “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar” açmazına düşmek kaçınılmaz. Bir açıdan, ekonominin toplumun ihtiyacına yetecek kadar kaynak üretememesi diğer sorunların kök sebebidir denilebilir. Fakat diğer bir açıdan bakıldığında bu sorunların olduğu yerde ekonominin kolay güçlenmeyeceğini, halkın refahının kolay artmayacağını da kabul etmek gerekir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tüm siyasi partilerin katıldığı Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat 2026 günü duyurulan taslak raporunda yer alan şu ifadeler de bu durumu doğruluyor: “[‘terör ve şiddetin yüklediği ağır sorunlar nedeniyle] üretim kaybı, ertelenen yatırımlar, artan risk primi, fırsat maliyeti ve bölgesel kalkınma farklarını derinleştiren dolaylı etkilerle birlikte [ele alınarak] farklı yöntemlerle yapılan hesaplamalar, […] sürecin ülkemize yıllık ortalama en az 140 milyar dolar, en çok 240 milyar dolar [daha ihtiyatlı bir varsayımla 100 milyar dolar] düzeyinde bir ekonomik değer kaybına sebep olduğuna........
