menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni emperyalizm-1: Dijital dünyanın gölgesinde yeni krallar, imparatorlar

7 0
03.05.2026

Gücün topraktan veriye, üretimden algoritmaya kaydığı bir çağda, daha önce yaşanmış sosyoekonomik süreçlere bir yenisi ekleniyor: 

ABD’de son dönemde bazı gençlerin sokaklarda “No Kings” (Krallara Hayır) sloganı atması ve Avrupa’da benzer bir huzursuzluğun için için yayılması, Türkiye’de “Tek adamcılığa” karşı çıkışlar bu dönüşümün yalnızca teorik değil, toplumsal bir gerilim olarak da hissedildiğini gösteriyor.

Bu gelişmelerin karmaşık yüzünü anlamaya çalışmak, günümüzde yaşanan ekonomik olayları, politik ortamı, savaşları ve bireyin bu koşullar altındaki konumunu kavramaya yardımcı olabilir.

Bu dönüşümü yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve kültürel bir sorun olarak ele almak; geçmişin kuramsal mirasıyla bugünün dijital gerçekliği arasında bir bağ kurmak ve insanın bu yeni düzen içindeki yerini sorgulamak, yeni bakış açıları, yeni davranışlar üretmenin bir yolu olabilir.

Burada aktarılanlar bir iddiadan çok, yaşadığımız zamanı kavrama çabası olarak görülmelidir.

Dünya, görünüşte modernleşirken aslında eski biçimleri de içinde barındırıyor. Ya da eski biçimler yeni görünüm ve niteliklerle ortaya çıkıyor.

Teknolojinin zirvesinde bile, insanlık yeniden kralların ve imparatorların gölgesinde yaşıyor.

Bugünün kralları, tahtlarını algoritmaların üzerine kurdu.

Çünkü algoritmalar artık yalnızca verileri işleyen, teknik hesaplama dizileriyle yapılan matematiksel işlemler değil; insan davranışını ölçen, yönlendiren ve görünmez biçimde denetleyen dijital iktidar mekanizmalarına dönüşmüştür.

Kimi yeni krallar sosyal medya imparatorluklarını yönetiyor, kimi enerji koridorlarıyla sınırları yeniden çiziyor, kimi parayı ve veriyi tekeline alıyor.

Ama hepsi aynı düzenin yeni maskeleri;kapitalizmden türeyen çağdaş “yeni emperyalizm”in figürleridir.

Bu yeni düzen, artık toprakları değil, bilinçleri de yönetiyor.

Ve bu yönüyle, bir asır önce tanımlanan kapitalizmin tekelci aşaması, bugün dijital platform imparatorlukları biçiminde yeniden karşımıza çıkıyor. Hem de daha güçlü.

İşte tam da bu nedenle, bugünü anlamak için emperyalizm analizine yeniden dönmek bir tercih değil, bir zorunluluktur

Yeni Krallardan: Elon Musk (Tesla, SpaceX, X Corp), Jeff Bezos (Amazon), Mark Zukerberg (Meta: Facebook, Instagram, WhatsApp)

19.yüzyılın ortalarından itibaren başta Avrupa olmak üzere dünyaya hâkim olmaya başlayan,başlangıçta toplum için bazı ilerici unsurlar taşıyan kapitalizm, sanayileşme ve bankacılığın gelişmesiyle büyüdü. 

Sistem, sermaye emek ilişkisi üzerine kuruluydu.

İşletmelerde emeğin ürettiği artı değere kapitalist el koydu, bunu sermaye birikimine dönüştürdü ve bu birikimi yeniden yeni artı değerler üretmekte kullandı.

Tabii ki bu süreç insan emeğinin ağır sömürüsüne dayanıyordu. Güçlü işçi direnişleri boy gösterdi. 

Zaman zaman ciddi krizlerle karşılaşsa da vahşi kapitalizm, kendini yeniden üretmeyi ve varlığını sürdürmeyi bildi.

Emperyalizm, kapitalizmin belirli bir aşamasında, ilk kez 19. yüzyıl sonunda ortaya çıkan ve giderek yoğunlaşan bir egemenlik biçimidir.

Bu aşamada üretim ve sermaye belirli merkezlerde toplanır; ekonomik güç, siyasal ve askeri güçle birleşerek dünya ölçeğinde bir hâkimiyet kurar. 

Kapitalizmin bu ileri evresinde tekelleşme, finansal gücün birkaç odakta toplanması, sermayenin sınır tanımayan hareketi ve küresel paylaşım mücadeleleri sistemin belirleyici özellikleri hâline gelir.

20.yüzyılın ortalarında, özellikle II.Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik gelişmeler, kapitalizmin yapısını ve emek-sermaye ilişkilerini köklü biçimde dönüştürdü.

Seri üretim, otomasyon, petrokimya, havacılık, iletişim ve nükleer teknoloji gibi alanlardaki ilerlemeler; üretimi hızlandırırken emeği daha disiplinli, parçalanmış ve makineye bağımlı hale getirdi.

Bilim giderek devlet, sermaye ve askerî sanayiyle bütünleşirken; çok uluslu şirketler, finans kapital, enerji tekelleri ve küreselleşme olgusu sistemin temel unsurları haline geldi. 

Sermayenin sınır ötesi hareketi hızlandı; üretim, pazar ve hammadde ağları dünya ölçeğinde yeniden örgütlendi. 

Böylece emperyalizm yalnız toprak ve kaynak denetimiyle değil, teknoloji, finans, enerji ve küresel şirket ağları üzerinden de şekillenmeye başladı.

Tabii ki bu modelde de emek, sistemin merkezindedir. 

Bu süreçte üretim araçlarının yoğun özel mülkiyeti, emeği değer üreten ama aynı zamanda yabancılaşmış bir konuma iter. 

20.yüzyıl başındaki emperyalizmi ekonomi politik bağlamında açıklayan Rus düşür, politikacı, devlet adamı V.İ.Lenin.

Üretimde sömürü biçim değiştirirken, emperyalizm de kendini yeniden üretir.

Bilim ve teknolojide son yıllarda görülen inanılmaz gelişme, kapitalizmi de yeni biçimlere girmeye zorluyor.

Dünya adeta bir dijital devrim yaşıyor.

Hayatın her alanı gibi kapitalizm de dijitalleşiyor.

Her ileri teknolojik adım yeni ilişkiler doğruyor.

Dijital kapitalizm ve algoritmik iktidar düzeni de diyebileceğim yeni sistem, bu tarihsel dönüşümün daha ileri bir aşamasını temsil ediyor.

Ancak kapitalizmin olmazsa olmazı olan sermaye ile emek ilişkisi, faklı boyutlarda olsa da sürüyor.

Bu ilişkinin somut sonucu olan fiziksel sömürüye dijital sömürü de ekleniyor. 

Ahtapot gibi dünyayı kollarıyla saran emperyalizm

Tekelci kapitalizm, dijital ağ tekellerine; sermaye ihracı, veri ve algoritma ihracına; sömürgecilik, bilişsel ve kültürel etki alanlarına dönüşüyor.

Emek ise yalnızca üretimle sınırlı kalmıyor; veri üretimi, dikkat ve etkileşim yoluyla da sistemin parçası haline geliyor.

Günümüzde emek hâlâ fabrikada, tarlada, hastanede ve maden ocağında sürüyor; ancak aynı zamanda ekran başında, mobil uygulamalarda ve sosyal ağlarda da devam ediyor.

İnsan artık yalnızca üreten değil, aynı anda veri bırakan bir emekçidir.

Finansal gücün belirleyici rolü ortadan kalkmamış; aksine veri temelli birikim biçimleriyle birleşerek daha yoğun ve daha görünmez bir hâl almıştır.

Kapitalizmin dönüştüğü bu yeni........

© 12punto