Odysseus'un yolculuğu - 2.Eve giden yol insandan geçiyordu
Son günlerde yeniden gündeme gelen Homeros'un Odysseia destanını, kısa anlatılarımız ve yorumlarımızla ele alacağımız dört yazılık dizinin ikincisini dikkatinize sunuyoruz. İlk yazıya “https://12punto.com.tr/yazarlar/sefa-taskin/odysseusun-yolculugu-1-151301” bağlantı adresinden ulaşabilirsiniz.
_________________________________________________________
On yıl süren Troya Savaşı bitmişti.
Bir yanda Yunanistan anakarasından gelen (muhtemelen bugünkü Helenlerin ataları) Akhalar bir yanda Troyalılar ve onlara destek veren Anadolu insanları.
On yıl boyunca direnmiş kent, sonunda, Homeros’un çok yönlü, kıvrak zekâlı Akha kahramanı Odysseus'un tasarladığı bir hileyle düşürülmüş, Akhaların eline geçmişti.
Zafer kazananlar, Troya’yı yakıp yıkmış, kenti kana bulamıştı.
Ardından gemilerine binmiş, yurtlarına dönmek üzere denize açılmaya başlamışlardı.
İşte Homeros'un yaklaşık 12 bin dizelik Odysseusia destanı da burada başlar.
Sözcükler, tanımlar, insanlar, yerler ve olaylar Homeros'un dizelerinden birer birer dökülmeye başlar.
Odysseus'un on iki gemisi, yaklaşık 600 adamı vardı.
Homeros, destan boyunca bu gemileri “kara gövdeli” ve “oyuk gemiler” diye anar.
“Kara” demesinin, ahşap gövdelerinin sudan korunmak için zift ya da benzeri koyu renkli bir maddeyle kaplanmış olmasından kaynaklandığı düşünülür.
“Oyuk” demesinin nedeni de gemilerin içi açık, uzun tekne biçimindeki görünüşündendir.
(Odysseus yola çıkıyor-Temsili resim- Yapay Zeka)
Böylece yola çıktı Odysseus.
Ama onun için artık önemli olan gemileri değil, bu gemilerin onu nereye götüreceğiydi.
Eve dönmek istiyordu.
Geride bıraktığı karısı Penelope'ye...
Yaşlı Babası Leartes’e...
Troya'ya giderken Telemakhos daha küçücük bir çocuktu.
Adı da sanki kaderini taşıyordu.
Yunancada tele “uzak”, makhe ise “savaş” anlamına gelir.
Telemakhos'un adı “uzaktaki savaşla ilgili olan” biçiminde anlaşılabilir.
Babası gerçekten de uzaklardaki bir savaşa gitmişti...
O da çocukluğunu o savaşın götürdüğü babayı bekleyerek geçirmişti.
Odysseus bilmiyordu ama Troya'dan İthaka'ya dönüşü, Troya Savaşı'ndan bile uzun sürecekti.
Çünkü önünde yalnızca deniz yoktu.
İnsanın korkuları... Arzuları... Kibri... Merakı... Doyumsuzluğu... Unutma isteği...
Homeros'un yaklaşık üç bin yıldır yaşayan Odysseia destanı belki de bu nedenle yalnızca bir deniz yolculuğunun öyküsü değildir.
Değişmeyen insanlık durumlarının da öyküsüdür.
(Odysseus’un gövdesi kara boyalı gemisi. Temsili resim.)
İlk durak Kikon adlı bir halkın yaşadığı İsmaros oldu.
Burası Odysseus'un uzun yolculuğunda coğrafi olarak yerini en güvenle belirleyebildiğimiz duraklardan biridir.
Troya'nın kuzeyinde, Batı Trakya kıyılarındaydı.
Bugünkü Dedeağaç ile Gümülcine arasında, Maroneia yakınlarında olduğu düşünülür.
Bundan sonra Odysseus'un gideceği yerlerin neresi olduğu ise giderek belirsizleşecektir.
Zaman uzar, yerler sislerin ardındadır!
Odysseus ve adamları İsmaros’a saldırdılar.
Zapt ettiler ve yağmaladılar.
“Bu kadar yeter” dedi Odysseus, artık ayrılmaları, gitmeleri gerektiğini” söyledi. “Önlerinde daha aşacakları uzun bir deniz yolu vardı.”
Ama adamları dinlemediler.
Kazandıklarıyla yetinmediler.
Biraz daha istediler.
Tabii ki kentlerini terk etmek zorunda kalan Kikonlar komşularından yardım topladılar.
Geri döndüler. Rehavet içindeki işgalcilere saldırdılar.
Bu kez savaşın yüzü Akhalara dönmüştü.
Odysseus'un her gemisinden altı adam öldü.
Daha yolculuğun başında ilk ders gelmişti.
Homeros duyulmaz sözlerle fısıldıyordu:
Kazanmak kadar, ne zaman duracağını bilmek de önemliydi.
Belki Kikonların bize söylediği şey yalnızca savaşla ilgili değildir.
İnsan hayatında da kimi zaman doğru zamanda durmak, doğru zamanda devam etmek kadar önemlidir.
Bir tüccar yeterince kazandığı halde daha fazlasını ister.
Bir hükümdar kazandığı zaferle yetinmez, bir ülke daha ele geçirmek ister.
Bir kumarbaz kazandığı parayla masadan kalkmaz.
Bir insan haklı çıktığı bir tartışmada haklı olmakla yetinmez; karşısındakini küçük düşürmeye kadar gider.
İnsan bazen kazandığı anda kaybetmeye başlar.
(Kikonlara saldırı. Temsili Resim. Yapay Zeka)
Odysseus ve adamları Trakya kıyılarını hızla terk ettiler.
Fırtınalar gemileri güneye sürükledi.
Bu kez Lotus Yiyenlerin ülkesine vardılar.
Pırıl pırıl ve sessiz topraklar.
Burada onları düşmanlar karşılamadı.
Kimse karşılarına dikilmedi.
Kimse onları öldürmek istemedi.
Homeros'un “lotus” dediği bitki, bugün lotus ya da nilüfer adıyla bildiğimiz su bitkisi değildir. Destandaki lotus, meyvesi yenilen bir bitkidir; hangi bitki olduğu ise kesin olarak bilinmez.
Ama o bitkiyi yiyenler bir şeyi unutuyordu:
Odysseus'un adamlarından bazıları da lotus yediler.
Yolculuklarını,........
