Yuvarlak masa toplantılarında neyin pazarlığı yapıldı?
Yuvarlak masa toplantılarında neyin pazarlığı yapıldı? (1961)
HALKOYLAMASINDA VERİLEN HAYIR OYLARININ ANLAMI
9 Temmuz 1961 tarihinde yapılan halk oylaması şunu göstermişti: Türk halkının neredeyse @’ı anayasaya hayır demişti. Anayasa Kurucu Meclis tarafından hazırlanmış ve halkoyuna sunulmuştu. Türk halkının önemli bir kesiminin hayır oyu verdiği bu metin Türk siyasi tarihinin en liberal- demokratik siyasal kurumlarını getiriyordu.
Anayasada, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması, örgütlenme hürriyeti, yasama sürecinin dengeli bir şekilde yürütülmesini sağlayacak olan Cumhuriyet Senatosu’nun kuruluşu, anayasa yargısı, cumhurbaşkanının tarafsızlığı gibi kavram ve kurumlar vardı.
İnsan ilk bakışta şöyledüşünebilir. Demek ki Türk halkı bunları istemiyor. Bunlara ihtiyaç duymuyordu.
KİMLERE HANGİ NEDENLERLE RET OYU VERMİŞTİM ?
Bendeniz 1982’den başlayarak bütün halkoylamalarına katıldım. Oy verdim. 1987 hariç diğer referandumlarda oyum “ret” yönünde oldu. 1987’de ise siyasi yasakların kaldırılması lehinde oy kullandım.
Türkiye’de içeriği ne olursa olsun oylama siyasi iktidar hakkında bir güvenoylamasıdır. Örneğin ben verdiğim oylarla 1982’de , MGK cuntasını ve onun anayasasını, 1988’de Turgut Özal’ı 2007 ve 2010’da AKP’yi reddetmiş; bu iktidarlara güvensizlik oyu vermiş oldum. Benimle aynı fırkaya mensup arkadaşlarım “mührü hayıra vurmanın” keyfini bilirler. Bu çok anlamlı bir andır. Hayır oyu iktidardakine “ne kadar güçlü olursan ol. Senin düzenine karşıyım” mesajı vermektir.
Bir şey daha eklemek isterim. Halkoylamalarında seçmenlerin pek azı oylanacak metin ile ilgilidir. Aydınların, siyasi bilinci yüksek kesimlerin bile metin tahlili yapmadıklarından eminim.
1961 Temmuzunda da öyle olmuştu. 27 Mayıs İhtilali ve Milli Birlik Komitesi yönetimi oylanmıştı. Oylamanın sonucu, Türk halkının 8’i Demokrat Parti’nin devrilişini meşru bulmuyor anlamına geliyordu.
Kabul yönünde oy veren kesimde “kerhen evet”ler de vardı. Bu oylamada en samimi evetçiler herhalde DP’nin 10 yıllık iktidarı boyunca mağdur edilen CHP’liler olmuşlardır. Türkiye’nin bu ilk halkoylamasında laik cumhuriyetçi – elit olumlu oy veren kesimi oluşturmuştur. Kerhen evetçiler ise Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi seçmenleri idi. Adalet Partisi tabanının ise büyük bir ekseriyetle olumsuz oy verdiğinden eminim.
DANIŞMA MECLİSİ İLE TEMSİLCİLER MECLİSİ ARASINDAKİ FARK NEDİR?
1961 Kurucu Meclisi 12 Eylül’ün Danışma Meclisinden farklıydı. Danışma Meclisi partisiz ve siyasetten arındırılmış steril bir Türkiye’de siyaset üstü bir mantıkla dizayn edilmişti. Anayasa yapım süreci Milli Güvenlik Konseyinin “siyaset üstü Atatürkçülük anlayışının” gözetimi altında gerçekleşmişti. Oysa ki 1961’de, Temsilciler Meclisi ve partiler vardı. Anayasa açık, şeffaf ve akademik bir tartışma ortamında müzakere edilmişti.
Bunun yanısıraTemsilciler Meclisinde siyasi partiler temsil edilmişlerdi: 27 Mayıs 1960 günü mecliste var olan partilerdi bunlar: Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi. Bu partilere sırasıyla 49 ve 25 üyelik tahsis edilmişti. İhtilanin devirdiği Demokrat Parti ise Yassıada’da yargılanıyordu. 19567 Meclisinde olmayan partiler Temsilciler Meclisine alınmamışlardı. Kurucu Meclisin faaliyetlerine başlamasından sonra yeni siyasi partilerin kurulmasına izin verildi. Memleketçi Serbest Parti, Adalet Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi gibi partiler kuruldu. Ancak bu durum geniş bir siyasi serbesti anlamına gelemezdi. Siyasi partilerden şu bekleniyordu: mevcut yönetimin meşruiyetini sorgulamamak, aleyhinde bulunmamak.
Bütün siyasi partilerden yeni demokrasinin siyasi kurumlarının inşa sürecine katkıda bulunmak, partizan tavır almamak, Yüksek Adalet Divanı yargılamaları aleyhinde bulunmamak bekleniyordu. Milli Birlik Komitesi yönetiminin partilerden beklentisi çok partili siyasal hayata dönüş takvimini kolaylaştırmaktı.
REFERANDUMDA SİYASİ PARTİLERİN FARKLI TUTUMLARININ NEDENİ NEYDİ?
Siyasi partilerin Anayasa’nın Kurucu Meclis’te kabul edilmesinden sonra açık hava toplantıları tertip etmesine müsaade edildi. Burada beklenti anayasanın kabulü yönünde propaganda yapmaları idi. Milli Birlik Komitesi üyeleri de yurt gezileri düzenleyerek Anayasanın kabulü lehinde propaganda yaptılar.
Hatta radyoda siyasi partiler sırayla konuşmalar yaptılar. Bazı önde gelen sivil toplum kuruluşları temsilcileri, akademisyenler de radyoda konuştular.
Çok ilginç bir şekilde Milli Birlik Komitesi yönetimi ile sorunlu ilişkiler yaşayan, bir süre Balmumcu Kışlasında tutuklu kalan ve yargılanan Ord. Prof.Dr. Ali Fuat Başgil Hoca bile İstanbul Radyosunda konuşmacılar listesine alındı. Konuşması için davet edildi. Hoca Demokrat Parti’nin adamı olarak görülmekte birlikte o tarihte, 27 Mayıs yönetiminin aleyhinde bulunmak ve Nurculuk propagandası yapmak suçlamalarından beraat etmişti. MBK, tarafsız görünmek için bu daveti çıkarmış olmalıdır. Başgil Hoca Erdek’e tatile gidiyorum bahanesiyle daveti geri çevirdi. Radyoda konuşmadı.
Propaganda döneminde CHP içtenlikle Evet lehinde toplantılar düzenledi. CKMP ve YTP ise komiteye mesafe koyarak alçak sesle “itirazımız yok” mahiyetinde bir tutum takındılar. Bunun anlamı şuydu: evet oyu vereceğiz . Ama bu oy demokrasiye dönmek için verilecek bir oydur. Komiteyi onaylamak anlamına gelmez.
Kuruluşundan beri Emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın arkasına saklanarak MBK yönetimi ve Yüksek Adalet Divanı yargılamaları aleyhinde bulunan Adalet Partisi teşkilatı dolaylı bir şekilde Hayır oyu propagandası yapıyordu. Parti yöneticileri bu tutumu sessizlikle karşılıyorlardı.“Gözlerime bak anlarsın. Hayır da hayır vardır.” ifadeleri o günlerde örtülü olarak hayır oyu ver anlamına geliyordu.
Bu vaziyet alışların nedeni çok basitti. En geç 29 Ekim 1961'de yapılacağı taahhüt edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinde askeri idare ve CHP ile aynı çizgide görünmemek.
Bunu özellikle Adalet Partililer yapıyordu. Kendilerinin Demokrat Parti'nin mirasçısı olduklarını fısıldıyorlar. Kamuoyunda böyle tanınmak istiyorlardı. Parti örgütü büyük oranda kapatılan Demokrat partinin B takımıydı. Partinin yargılanmayan tutuklanmamış olan kadroları Adalet Partisini kurmuşlardı.
Sonuç itibarıyla CHP dışındaki partiler CKMP ve YTP halk oylamasında “anayasanın kabul edilmesine bir itirazımız yok” söylemini benimserken, Adalet Partisi örgütü dolaylı “hayır” propagandası yapıyordu. Ragıp Gümüşpala'nın kendisi de hararetli bir anayasa savunucusu değildi. Referandumdan hayır oyu çıkması Milli Birlik Komitesi’nin meşruiyetini yitirmesi, Yassıada’da yargılanmakta olan Demokrat Parti kadrolarının millet nezdinde beraat etmeleri anlamına gelecekti.
REFERANDUM SONRASI SİYASİ İHTİMALLER
Referandumda Milli İrade zayıf bir çoğunlukla Evet dedi. Bu durum Milli Birlik Komitesi açısından bir riske işaret ediyordu. Şurası anlaşılmıştı ki Cumhuriyet Halk Partisi, askeri ve sivil elitler dışında müttefikleri yoktu. DP seçmen tabanı yerinde duruyordu. Yapılacak ilk seçimlerde CHP dışındaki partiler çoğunluğu sağlayabilirlerdi. Öyle de oldu. 15 Ekim seçimlerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üçte ikisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin karşısında pozisyon almış partilerden oluştu. Anayasa, komite üyelerini doğal senatörlük ile güvence altına almıştı; ama bu yeterince sağlam bir zemin değildi.
Milli Birlik Komitesi üyeleri Demokrat Partiyi hortlatacak her türlü girişimi öfke ile karşılıyorlardı. Hatta Adalet Partisini kapatmayı bile gündeme getirdiler.Komitenin amacı Demokrat Partiyi kamu vicdanında mahkum etmekti. DP ile örgütsel ve ideolojik bağı olan partilerin oluşumunu ve iktidara gelmesini engellemek düşüncesindeydiler.
Komite, bu hedeflerinde başarılı oldu sayılamaz. Hatta başarısız oldu. Özellikle idam cezalarının alelacele infazı kamu vicdanında kabul görmemiş en sert Demokrat Parti muhaliflerinde bile üzüntü ile karşılanmıştır. Partilerin dizayn edilmesi düşüncesi başarısız olmuştur. Böyle olması aslında kaçırılmazdı. Çünkü genel oyun geçerli olduğu rejimlerde çoğunluklar konuşur. Entelektüel duyarlılıklar, akademik metinler, hukukun üstünlüğü temel belirleyici olamaz. Hele Türkiye gibi bir ülke söz konusu ise. Menderes'in 1954 seçimlerinden sonra Ahmet Emin Yalman’a söylediği şu sözü hatırlatmak isterim: “Seçimler benim gittiğim yolun doğru olduğunu ortaya çıkardı. Şimdiye kadar sizlere danışmaya önem veriyordum. Acaba ilaç diye Aspirin mi yoksaOptalidon mu kullanayım diye fikrinizi soruyordum. Halkın bana gösterdiği büyük güven sonunda şunu anladım ki sizlere bir şey sormaya ihtiyacım kalmamıştır. Artık son kararı ben vereceğim” bu sözlerdeki çoğunlukçu otoriter eğilim Menderes’in hayatına mal olacaktı.
Demokrasi bir çoğunluk rejimidir. Çoğunluğun tiranlığına da dönüşebilir. İşte Milli Birlikçilerin endişesi tam da bu noktadaydı. İktidarı elbette sivillere bırakacaklardı. ama rövanşistlere değil.
İktidarı kendileri ile işbirliği yapacak bir siyasi elite bırakmak istiyorlardı. Bunun altyapısını hazırlamaları gerekiyordu. Demokrat Partiyi kadro ve düşünceleri ile birlikte tarihe gömeceklerdi.
Bu koşulları inşa........
