menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doğan Avcıoğlu’dan bugüne 'Türkiye’nin Düzeni'

32 0
15.03.2026

TÜRKİYE’NİN DÜZENİ NASIL BİR ORTAMDA YAZILDI? ETKİLERİ NELER OLDU?

Avcıoğlu  kitabını  yayınladığında benzer konuları ele alan başka kitap ve tefrika yazılar da çıkmıştı. Örneğin Dr. Hikmet Kıvılcımlı “Milli Birlik Komitesi’nin Azameti ve İnhitatı”  başlıklı   bir  makaleyi 1967’de yayınlamıştı. Behice  Boran  “Türkiye ve Sosyalizm  Sorunları” başlıklı  kitabında Türkiye’nin  toplumsal/siyasal sorunlarını irdelemişti. Sencer Divitçioğlu’nun “Asya  Tipi Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu” ve  İdris Küçükömer’in  “Düzenin Yabancılaşması: Batılılaşma” (1969)  başlıklı kitapları  birbirine yakın tarihlerde yayınlanmışlardı.  Türkiye’nin Düzeni ilk kez Bilgi Yayınevi  tarafından  1968’de basılmıştı.

Türkiye’nin Düzeni  1969’da Yunus  Nadi Armağanı’nı kazandı. Kitap daha sonra Tekin Yayınevi  tarafından defalarca basıldı. Yakın zamanlarda tekrar  basılarak Türk  düşünce dünyasında yeniden heyecan  yarattı.

Avcıoğlu kitabını 1961’den beri   başyazarlık yaptığı Yön Dergisi  yayın hayatına son verdikten sonra yazdı.

Kitabın son derece  disiplinli bir çalışmaylayazıldığı anlaşılıyor. Avcıoğlu’nun  çalışma mekanı  olarak üç yer zikredilir:  Çamlıca, Dragos  ve Büyükada. Hayatının  son döneminde Büyükada’da  yaşadı. 1983’te vefat etti. Orada  defnedildi.

Avcıoğlu 1945’te Fransa’ya gidip ekonomi tahsil ettikten sonra İngiltere’ye geçti. LSE’de bir süre öğrenim gördü. 1955’te Türkiye’ye döndü. Bir devlet  kurumundan  burs aldığına dair bir  kayda rastlamadım.

Bursa’da  maarife   önem veren varlıklı bir aileye  mensuptur.  Avcıoğlu’nun  yurtdışındaki tahsilini ailesinin maddi olarak  desteklediği  anlaşılıyor.

Türkiye’nin Düzeni 1968  yılının Aralık ayında  ilk kez yayınlandı. 10 ayda dört  baskı yaptı. Kendini  solda tanımlayan herkesin  kütüphanesinde  bir kopyasının  olması kuvvetle  muhtemeldir diyebilirim.  Özellikle eski kuşakta.

Türkiye’nin Düzeni,  yayınlandıktan sonra geniş bir  kitleyi etkiledi. Öğretmenler, subaylar akademisyenler, bürokratik elitin  bütün kesimleri kitabı edindi. Dönemin  başbakanı Süleyman Demirel’in  bile  kitabı okuduğu söylenir. Bana göre Avcıoğlu  literatüründe“Opus Magnum” Türkiye’nin Düzenidir.

Bana da Haydarpaşa Numune Hastanesinde Genel Dahiliye ihtisası yapan Dr. Ünal Oskay hediye etmişti. (1976)

DOĞAN AVCIOĞLU’YU DÜŞÜNCE TARİHİMİZDE NEREYE KOYMAK DOĞRU OLUR?

Türkiye’nin Düzeninde  Avcıoğlu Milli Demokratik Devrimin  öncü gücü  olarak aydınları  gösteriyor.  Bunlar içinde  Zinde Kuvvetlere özel bir yer ayırıyor.

Avcıoğlu’nun kitabında Türkiye  tarihini  On altıncı yüzyıldan başlatması ve Osmanlı’dan Cumhuriyete devamlılık düşüncesini benimsemesi, bütüncül tarih görüşü ile uyumludur.

Bu  görüşler, 60’lardan  itibaren büyük ilgi uyandıran Immanuel Wallerstein’in Dünya Sistemi teorisi  ile de örtüşmektedir.

Kitabın 27 Mayıs ihtilalinde sonraki ortamda yazılmış olduğu gerçeği hatırlanmalı. Bu  dönem aynı zamanda  hummalı bir siyasi  düşünce arayışı dönemine tekabül eder.

Avcıoğlu bir teorisyen değil. Disiplinli bir araştırmacı yazar. Türkiye’ye döndükten sonra  çok parlak  bir akademisyen olabilirdi. Buna imkan vardı. Ama o bunu  tercih etmedi.  Ülkenin kaderinde söz sahibi olmak istedi.

Önce Yön’ü çıkardı. Sonra Türkiye’nin Düzenini  yayınladı. Üçüncü aşama ise muhtemelen Türkiye Devrimi için siyasi bir  kaldıraç  olarak tanımlayabileciğimiz  Devrim’i yayınlamaya başladı. Yalçın Küçük  Yön bir platformdu; tanzim ateşi  için elverişli  bir zemin yarattı. Avcıoğlu tank savaşını Devrim  Dergisi  ile başlattı diye yorumlamış.

Bu arada “tanzim ateşi” ifadesinin   ne  olduğunu  hatırlatalım. Düşmana yapılacak  büyük taarruz öncesinde yapılan hedef  belirleme  atışları demektir. Topçuluk terimidir. 26 Ağustos  1922  sabah erken   saatte  yapılan atışlar örneğinde  olduğu gibi.

Devrim Yayın hayatına  başladığında Avcıoğlu’nun  yayında Hasan Cemal ve Uluç Gürkan var. Derginin yayın heyetinde.

Hilmi Ziya Ülken’in   Türk aydını  ile ilgili çok yerinde bir tespiti var: Türk aydınının “nizam-ı alemci” bir yönü  var  diyor  hoca. Gündemi çoğunlukla ülkenin güncel  sorunları  oluyor. Hepsi kendinde bir misyon görüyor. Ülkeyi düzeltmeye  nizam ve intizam vermeye  çalışıyorlar.  Siyasal eğilim farkı gözetmeksizin.

Doğan Avcıoğlu’nun  bir reçetesi var. Amacı ülkeyi emperyalizm ve komprador burjuvazinin tasallutundan  kurtarmak.

Bu nedenle, iktisadi alanı  ihmal eden  önceki kuşak aydınlarını yanlış zeminlerde dolaşmakla itham ediyor.

Kendi ekonomi  politik okumasında Parvus Efendi, Yusuf Akçura ve Şevket Süreyya Aydemir var. Avcıoğlu Atatürk  ve İnönü dönemlerini eleştirirken  örtülü cümleleri tercih ediyor çoğunlukla.

60’ların sol literatüründe özellikle Yön de sıklıkla  kullanılan “cici  demokrasi”  Filipin Demokrasisi gibi ifadeleri kitapta yer almıyor. BaasDevrimlerinin  karizmatik lideri Cemal Abdül Nasır’dan hiç söz etmemesi   belki  de  tedbirli – temkinli olmanın bir gereği  olarak düşünülebilir.

Doğan Avcıoğlu sosyalist mi? yoksa Kemalist miydi sorusunu şöyle  yanıtlamak mümkün: Ortaya koyduğu  çözümlemeler ve devrim  stratejisi  Bolşevik geleneğin izlerini  taşımakla  birlikte, yazılarına hakim olan  ruh Kuvayı  Milliyedir. Kemalizmdir.

GERİ  KALMIŞLIĞIN NEDENİ NEDİR?

Avcıoğlu  kitabında Türkiye’nin   geri kalmışlığına  neden  olarak “tutucu güçler koalisyonunun”  varlığına işaret  ediyor. Ben de aynı  düşüncedeyim.

Bence de Türkiye’nin egemen sınıfları üretimi arttırmaya  ve kalkınmaya değil yaratılan zenginliğin transferine  ve rant  yaratmaya çalışıyorlar.

Avcıoğlu kalkınmada üç yolun varlığından söz ediyor:

Birinci yol tahmin edileceği gibi  kapitalist kalkınma  yoludur. İkincisi  komünist/sosyalist kalkınma  yolu. Üçüncü yol  ise bizim  gibi   azgelişmiş ülkeler  için öneriliyor:  Milli Devrimci Kalkınma Yolu.

Türkiye için kapitalist kalkınma yolu  artık bir seçenek olamaz. Dinamikler ve sınıf ilişkileri farklı.  Türkiye’de kompador burjuvazinin  iktidarı  var.

Bizim gibi ülkelerde  bağımlı  bir kapitalizm ile  iktisadi kalkınma  devam ettirilebilir. Zaten de uygulanan model  odur.  Nedeni  ise kapitalist dünya sisteminin  karar verici merkezleri Türkiye  için başka seçenek  bırakmaz. Kendi  uygun gördüğü gelişme stratejisini  dayatır.

Emperyalizm  yabancı sermayeye bağımlı olmak  şartıyla  belli alanlarda gelişmeyi kabul eder. Hatta  destekler. Bunun  kendi ihtiyaçları ile doğrudan  alakası vardır.

Ben buna kalkınma illüzyonu diyorum. Bizim........

© 12punto