AKP iktidarı döneminde Meclis Başkanlığı
AKP’DEN ÖNCE TBMM BAŞKANLIĞI
AKP iktidara gelinceye kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı nasıl bir makamdı buna kısaca bir göz atalım.
Öncelikle vurgulanması gereken en önemli nokta Türkiye Devleti’nin kurucu iradesi Türkiye Büyük Millet meclisidir. Birinci Meclis Türkiye’yi Konvansiyon rejimi ile yönetmiştir. Bu konuda Birinci Meclis Döneminde Devlet Erkleri ve İdare başlıklı çalışmama bir göz atmanızı öneririm.Konvansiyon Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanının yasama meclisi ve İcra vekilleri heyetinin başkanı olma durumunun nedenidir. Kısaca Konvansiyon güçler birliği ve meclis üstünlüğü demektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Milli Kurtuluş Savaşı boyunca fiili devlet Başkanlığı konumunu devam ettirdi. Mustafa Kemal Paşa Reisicumhur seçilirken Fethi Bey Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı oldu. Bu çok önemli bir tercihtir.
Meclis Başkanlığı 1950’lere kadar Atatürk'ün en yakın çevresinden siyasi aktörler tarafından yerine getirilmiştir. Kazım Özalp, Abdülhalik Renda, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Şükrü Saraçoğlu gibi.
Demokrat Parti’nin iktidarda bulunduğu dönemde TBMM Başkanlığının birinci meclisten beri milletvekili olan Refik Koraltan tarafından yerine getirilmesi de anlamlı bir tercihtir. Koraltan, Birinci Meclisten 1960’a kadar 40 yıl milletvekilliği yapmıştır. Bu önemli bir detaydır. Meclis başkanlığının onun uhdesine verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsiyetine verilen önemi gösterir.
Bu yaklaşımın 1961 anayasasına kadar devam eden kuvvetler birliği ve meclis üstünlüğü ile ilgisi olduğunu söyleyebilirim.
1961 Anayasası Meclisi iki kamaralı olarak düzenlemişti. Güçlü olan kanat Millet Meclisidir.
Türk parlamento tarihi boyunca teamüller ve meclis içtüzüğü gereği Meclis başkanlığına daima iktidar ve muhalefetin kabul edebileceği isimler arasından seçilmişti.
1961 demokrasisi devrinde Millet Meclisi başkanlığına sırasıyla Dr.Fuat Sirmen, Ferruh Bozbeyli, Sabit Osman Avcı, Kemal Güven ve Dr. Cahit Karakaş seçilmişlerdi. Sirmen, Güven ve Karakaş CHP, Bozbeyli ve Avcı ise Adalet Partisi milletvekili idiler.
TBMM başkanlığına iktidar partisi ya da seçimlerden birinci çıkan partiden muhalefetin itiraz etmeyeceği bir milletvekili aday gösterilirdi. Muhalefet de bu adaya oy verirdi. Başkanlık Divanı ve Başkan vekilleri temsil oranlarına göre dağıtılırdı. Buna Centilmenlik Anlaşması denilirdi.
1924 Anayasasından bu yana TBMM Başkanı kendi parti grubundaki toplantılara katılmadığı gibi TBMM genel kurulundaki müzakerelere de katılmaz ve oy vermez.
Bu meclis başkanının tarafsızlığının güvencesi ve göstergesidir.Parlamento teamülleri uyarınca başkan vekilleri ve başkanlık divanına seçilecek üyeler siyasi parti angajmanını bir tarafa bırakabilecek kişiler arasından seçilirdi. 1961 Anayasası devrinde uygulanan parlamento hukuku pratiği böyleydi.Sonra her şey gibi bu usuller de değişti.
TBMM Başkanı meclisin yönetiminden sorumludur.TBMM'nin manevi şahsiyetini (saygınlığını) korumakla ödevlidir. TBMM üyelerinin hukukunu muhafaza etmekle mükelleftir. TBMM başkanı muhalif veya muvafık farkı gözetmeksizin bütün milletvekillerinin hukukunu korur. Parlamenterlerin korunması meclisin korunması ile özdeştir.
61 Anayasası döneminde TBMM başkanlığına seçilen bütün isimlerin Başkanlık konumunu mensup oldukları partiden özerk ve onun üstünde değerlendiren siyaset adamları olduğunu söyleyebilirim.Benim en beğendiğim iki isim Ferruh Bozbeyli ve Cahit Karakaştır.
12 Eylül ara rejimi parlamentoyu feshetti. 1983’de tekrar seçimler yapılıp Meclis toplandığında iktidar partisi ANAP’ın genel başkanı Özal'ın bütün alaturkalığına ve parlamenter teamüller karşısındaki duyarsızlığına rağmen başkanlığa aday gösterdiği kişinin Necmettin Karaduman olması anlamlıdır.
2002 SEÇİMLERİ NEYİ SAĞLADI?
AKP 2002'de iktidara geldi. Aldığı oy oranı ile orantılı olmayan bir meclis çoğunluğuna ulaştı. 5 ile anayasayı değiştirme sınırına kadar geldi. 363 milletvekilliği. TBMM üye tam sayısı o tarih itibariyle 550 idi.
AKP bu çoğunluğa 2026 Türkiyesinde tek başına ulaşmış olsa anayasayı değiştirmeyi dener. O tarihlerde adımlarını temkinli atmak zorundaydı. 2002’de Oyların E’i temsil dışı kalmış, sadece iki parti meclise girmişti: AKP (5) CHP ( )
12 Eylül paşalarının istikrarlı parlamento hedefinin sonucu bu oldu. Çok başarılı bir sonuç doğrusu. Gardrop Atatürkçülerinin koyduğu ülke barajı karşıdevrimcilerin işine yaradı. AKP, MGK yönetiminin istikrar mevzuatıyla Türkiye'yi teslim aldı.
BÜLENT ARINÇ’IN MECLİS BAŞKANLIĞI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
AKP'li ilk meclis başkanı Bülent Arınçtır. Arınç Manisalıdır. 1970 yılında Ankara Hukuk’tan mezun olmuştur.
Bülent Arınç AKP kurucuları içinde önemli isimlerden biridir. Erbakan'ın denetiminde kurulan Fazilet Partisi'ni terk ederek yenilikçiler hareketine katıldı.
Bana göre İslamcılıkta yenilikçilik uluslararası sermaye ile birlikte çalışmak istiyoruz. Endişe etmesinler. Yeter ki iktidarı bize versinler demekti.
Yenilikçi fraksiyonun fiili önderi İBB başkanlığından azledilmiş olan Erdoğan'dı. Dikkat ederseniz fiili ifadesini kullandım yasal önderi değil. Çünkü kendisine siyasi yasak konulmuştu.
Manisalı avukat Bülent Arınç, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Erdoğan gibi Erbakan’ın kadroları içinde yetişmiş ama yolunu ondan ayıran isimlerden biridir.
Arınç’ın üçüncü turda Meclis Başkanlığı'na seçilmesi AKP’nin ilk kazanımı oldu. Arınç’ın Meclis Başkanlığı 22. dönemin sonuna kadar devam etti. 14 Kasım 2002- 3 Haziran 2007.
Arınç’ın Meclis Başkanı olduğu dönem AKP'nin meclis çoğunluğuna rağmen en zayıf dönemidir diyebiliriz, Buna “tedirginlik içinde iktidara yerleşme dönemi” demek doğru olur.
Arınç’ın meclis başkanlığında karşılaştığı ilk sorun Sezer’in türbanlı eşini dışlayan tavırları oldu. Sezer’in bu tutumu yanlıştı. Sezer’in iktidarı kuşatmak için uyguladığı yöntemleri hiç rasyonel bulmamıştım. Devlet resepsiyonlarında başvurduğu kamusal alan kavramından ne anladığını tam olarak kavrayabilmiş değilim.
Oğlunun nikahında sarf edilen elektrik parasını cebinden ödedi; kırmızı ışıkta durdu diye çok övdüğümüz Ahmet Necdet Sezer Çankaya’da bir çok hata yapmıştır. Hukuk anlayışına birçok olayda iştirak etmediğim gibi uygulamalarının karşı devrim kadrolarını mağdur ve haklı konuma getirdiğini belirtmeliyim.
Hukuk adamı olarak vizyonunu gerçekçi bulmuyorum. Yaklaşımı şekilci-pozitivisttir. Ama bugün konumuz bu değil. Daha sonra belki bu başlık altında bir yazı yazabilirim.
Arınç’ın başkanlığı dönemine damgasını vuran olay elbette 367 krizidir.
Bana Göre, “bizim mahallenin” 367 yorumu sağlam bir zemine oturmuyordu. Teziç, Batum, Yüzbaşıoğlu hocalarım anayasanın Cumhurbaşkanlığı seçimini düzenleyen maddesini gerekçesi ile örtüşmeyen bir şekilde yorumladılar. CHP yönetimi de aynı yönde bir tutum takındı. Hikmet Sami Türk, Kemal Gözler, Ergun Özbudun hocalar bu görüşe katılmadılar.
12 Eylül rejiminin kendisini meşrulaştırma gerekçelerinden biri TBMM’nin cumhurbaşkanı seçememesi idi. Bu nedenle 1982 anayasası seçimi dört tur ile sınırlandırmıştı. Bence cumhurbaşkanlığı seçiminin en önemli noktası buydu. Anayasa koyucu Meclisi en geç dördüncü turda sonuç almaya zorluyordu.Ciddi bir müeyyide de vardı. Eğer dört turda yeni cumhurbaşkanı seçilemez ise yasama meclisi yenilecekti. Bu bir fesih iradesi değildir. Meclis kendisini yenileyecekti.
Bülent Arınç, cumhurbaşkanı seçimi gündemi ile oturumu açtığında CHP'den sadece Kemal Anadol genel kurula girerek toplantı yeter sayısının olmadığını beyan eden bir konuşma yapmıştı. O anda kendisi dahil genel kurulda bulunan üye sayısı 367’nin altındaydı. Hukuki temeline katılmadığım bu konuşmanın siyasi tarihimizde önemli bir yeni vardır.
Bülent Arınç bu itirazı önemsizleştiren birkaç söz söyledikten sonra toplantı nisabının var olduğunu ilan ederek seçimi başlatmıştı. İlk turun sonucu Abdullah Gül’ün üçüncü turda seçileceğini gösteriyordu. CHP toplantı yeter sayısı (nisab-ı müzakere) olmaksınız seçime geçildiği gerekçesi ile AYM’ye iptal davası açtı.
Anayasa Mahkemesi’nin seçimin ilk turunu iptal eden kararı Türkiye'yi bugüne getiren en önemli eşiklerden birini oluşturur. Karar oy çokluğuyla ve değişik gerekçelerle alınabilmişti.
AKP (o yıllarda) hukuk önünde her yenildiğinde siyaseten daha güçlenerek geri döndü. Sonra da yargıyı ele geçirerek “inanılmaz uygulamalara” imza attı. Bunun sayısız örneği vardır.
Anayasa yargısı üzerinden AKP’yi kuşatma siyaseti 2007 cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunu belirlemiştir.
CHP ve anayasa yargıçlarının ekseriyetinden oluşan laik cephe “ilk turda” başarılı görünse de süreç AKP’nin lehine çalışmıştır. Kriz genel oya götürülünce AKP’nin zaferi ile sonuçlanmıştır.
Netice itibariyle, 367 engellemesiTürkiye sağının 1960’lardan beri savunduğu cumhurbaşkanını genel oy ile seçilmesinin yolu açmış oldu. Anayasa değişikliği ile Türkiye’nin siyasal rejimi radikal bir şekilde değişti.
Sürecin gelişimi ile ilgili kısa bir özet vermek isterim. Cumhurbaşkanı seçilemediğinden TBMM seçimleri yenilendi. Öncesinde anayasa değişikliği yapıldı.
Cumhurbaşkanı seçim usulü değiştirildi.TBMM’nin toplantı ve karar yeter sayısı kendi hedefleriyle uyumlu hale getirildi. Değişiklikler parlamento yenilenmeden 3/5 çoğunlukla yapılmıştı.
AKP 2007 seçimlerinde oy oranını ’un üzerinde arttırdı: F. Milletvekili sayısı: 341. Halkoylaması sonbaharda yapılacaktı. Bu nedenle AYM kararına uygun toplantı nisabı MHP tarafından sağlanarak Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi sağlandı. Gül, TBMM’de seçilen son cumhurbaşkanı oldu. Bir sonraki Cumhurbaşkanı genel oy ile seçilecekti. (2014)
21 Ekim 2007 tarihli referandumda siyasi tarihimizin en önemli değişikliklerden biri gerçekleşmiş oldu.
Bülent Arınç görevi boyunca AKP'li bir başkan olmanın gereğini yaptı. Partisinin iktidar stratejisi ile örtüşen bir tavır takındı. Sezer'in görev süresi sona ererken “dindar bir Cumhurbaşkanı seçeceğiz” demişti hatırlatmak isterim.
2002'den beri iktidarını sürdüren AKP’nin ilk pratikleri Arınç’ın meclis başkanı olduğu döneme tekabül eder.
2007'den beri yürütmenin başında-Arınç’ın sözlerinde ifade edildiği üzere-dindar cumhurbaşkanı var. 2017 anayasa değişikliğinden bu yana da yürütme AKP’nin........
