Pollyanna’yı yeniden okumak ya da pozitif psikoloji
Hepimiz okumuşuzdur Pollyanna Romanını. İyi hissetmişizdir okuduktan sonra da. Pek çok dersler çıkarmışızdır yaşama ilişkin. Her koşulda mutlu olmasını bilmek, durum ne kadar vahim olursa olsun, mutlu olmak. Yaşamın iyi yanlarını görmek, kötü yanlarını görmezden gelerek yaşamı dayanılır kılmaya çalışmak vs.
Yoksul küçük kız oyuncak bebek beklerken, yardım kutusundan koltuk değnekleri çıkıyor. Ağlamaya başlıyor ve babası ona o hepimizin bildiği ve çoğu zaman da oynadığı o ünlü mutluluk oyununu öğretiyor. Ya o değneklere gerçekten ihtiyacı olsa daha mı iyi olurdu? Haline şükretmesi, sağlıklı olduğu ve o değneklere ihtiyacı olmadığı için mutlu olması gerektiğini öğrenir küçük kız. Aslında bir tür pozitif psikoloji tekniği de denebilir buna. İçerisinde bulunduğun olumsuzluklara üzülmek ve oradan çıkmaya çalışmak yerine daha kötüsünün de olma olasılığını düşünerek mutlu olmasını bilmek. Popüler politik söylemde sıklıkla yer aldığı üzere şükretmesini bilmek, razı olmak, koşulları değiştirmeye kalkışmak yerine devam etmek. Bir bakıma pozitif psikolojinin olanaklarından yararlanmak ve yaşamı daha dayanılır kılmak. Ama pozitif psikoloji denilen şeyin tam da bu olmaması gerekir diye düşünüyorum.
Pozitif psikoloji son yıllarda Batılı üniversitelerin müfredatlarında ders olarak yer almaya başlamıştır. Üsküdar Üniversitesi de kurulduğu 2011 yılından bu yana Pozitif Psikoloji ve İletişim Becerileri adıyla tüm öğrencilerin zorunlu olarak alması gereken bir ders olarak müfredatında yer veriyor. Ayrıca yine Üsküdar Üniversitesi bünyesinde bu alanın kapsamlı bilimsel sorgulamasının yapılmasına dönük olarak oldukça kapsamlı bir uluslararası kongre de gerçekleştiriyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden alanda çalışan ya da alana ilgi........
