menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD’nin Ortadoğu politikası ve İran’a yönelik saldırganlığı

15 1
04.02.2026

ABD, İran’ı tehdit etmeyi sürdürüyor. İran’ı korkutmak için bölgeye savaş gemileri ve ek askeri güç yolluyor. İran’ı ekonomik yaptırımlar ve ülke içindeki hükümet karşıtı eylemlere verdiği destekle de zayıflatmayı amaçlıyor. Fakat İran’ın, ne kadar zayıf düşerse düşsün, yine de Irak’la, Suriye’yle kıyaslanmayacak kadar güçlü bir devlet geleneği, köklü bir ulusal hafızası, deneyimli bir ordusu, askeri teknolojisi olduğunu unutmamak gerekiyor.

ABD’nin, saldırgan tutumunun önemli nedenleri var elbette. Son yıllarda dünyada ve Ortadoğu’da nüfuzu azalıyor, hegemonya kabiliyeti aşınıyor, ekolojik hakimiyeti zayıflıyor. Bunu ABD’nin kendisi de, 2025 yılı sonundaki savunma strateji belgesinde itiraf etti zaten. Artık dünyanın her tarafına yetişecek gücü yok. Aynı anda iki ülkede işgalci güç bulunduran kapasitesi söz konusu değil. Oysa yüzyılın başında, aynı anda iki ülkede işgal kuvveti bulunduruyordu. 2001’de Afganistan’ı, 2003’te Irak’ı işgal etmişti. Üç ülkede renkli devrimler yoluyla iktidarları değiştirebiliyordu; 2003’te Gürcistan, 2004’te Ukrayna, 2005’te Kırgızistan’da olduğu gibi.

Artık bu gücü yok ABD’nin. Öfkesinin ve sert gücü öne çıkarmasının nedenlerinden biri de bu. Çin’in yükselişini, Rusya’nın hızla toparlanıp, etkisini artırmasını engelleyemedi ABD. Bu iki ülkenin Ortadoğu’da artan nüfuzu yanında, İran’la ilişkilerinin güçlenmesini de önleyemedi ABD. Irak ve Suriye’de yaptıklarını, İran’da yapamadı ABD. Yapması da çok zor.

ABD; uzunca zamandır, önceliğini Çin’i çevrelemeye veriyor. Siyasi, askeri, diplomatik yığınağını buna göre yapıyor. O nedenle, Ortadoğu’da sorunlara bizzat, doğrudan müdahale etmek yerine, bölgesel müttefiklerini daha çok öne çıkarıyor. Müttefiklerinin daha fazla inisiyatif almasını istiyor. Vekâlet savaşlarını tercih ediyor. Terör örgütlerini, devlet dışı aktörleri daha fazla devreye sokuyor. Toplum mühendisliğine, algı yönetimine, psikolojik harbe, hibrid savaş, asimetrik savaş yöntemlerine daha fazla başvuruyor. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, İran’da, Yemen’de, Sudan’da yaptıkları bunu kanıtlıyor.

ABD’nin; Irak’ı işgal etmesinden en çok yararlanan bölgesel aktör İran olmuştu. Suriye üzerindeki İran etkisi zaten çok eskilere dayanıyordu. Ayrıca İran; İsrail karşıtı tutumuyla ve Suudi Arabistan’la yaşadığı gerilimle de öne çıkıyordu. Sonuçta Ortadoğu’da yıllarca etkisini artırdı İran, birkaç yıl öncesine kadar.

ABD; emperyalist bir devlettir. Bu nedenle de Ortadoğu’ya ilişkin öncelikleri çoktur, çeşitlidir. Bu önceliklerin jeopolitik, stratejik, ekonomik boyutları vardır. Bölgenin zengin enerji kaynaklarıyla, enerji güzergâhlarıyla ilgili yönleri bulunmaktadır.

ABD açısından bir sıralama yapmak gerekirse, ilk sırada her zaman İsrail’in güvenliği bulunur. Sonraki maddeler ise enerji kaynaklarının ve güzergâhlarının denetimi, İran’ın kuşatılması, etkinliğinin azaltılması, rejiminin değiştirilmesi, Kürt devletinin kurulması, Çin’in artan nüfuzunun geriletilmesi, Rusya’nın artan ağırlığının durdurulması, Suudi Arabistan ve öncülük ettiği Arap ülkelerinin desteklenmesi şeklinde sıralanabilir.

ABD’nin, Ortadoğu enerji kaynaklarına dönük ilgisi, 100 yıldan daha eskidir. Örneğin, 31 Mayıs 1919’da, ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyadaki tüm diplomatik temsilciliklerine şu yazıyı yollamıştır: “Petrol bulunan, bulunabilme ihtimali olan her yerde, oralardaki petrol kaynakları üzerindeki denetim durumunu, gelişme umutlarını ve oralardaki petrol üretimine ABD’nin karışabilme olanaklarını bildirin”. Yani ABD daha o zamandan Ortadoğu’ya, Mezopotamya’ya, tasfiye edilmekte olan Osmanlı Devleti’nin topraklarına gözünü dikmiştir. 3 Mayıs 1920’de Standart Oil of New Jersey petrol şirketinden Bedford, San Remo’daki Fransız delegelerinden, 27 Nisan’da Fransa ile İngiltere arasında adı geçen topraklardaki petrolü paylaşmak için........

© 12punto