Sağırlaştıran ve körleştiren operasyonlar: Kimlikçilik siyaseti
Korkunç bir yıkım bu. Bu gerçeği, eski deyimle, “idrak etmekte” büyük güçlük çekiyoruz.
Daha doğrusu: Yoksul halkımız, iktidardaki zengin dinciler oyunları gözünün önünde oynamasına rağmen, yaşadığı yoksunlukların bir felaket olduğunu anlayabilmiş değil. Belki de görmek istemiyor.
Duymuyor da olabilir mi?
Yıkımın gürültülerini duymak istemiyor olabilir mi?
Galiba başka bir şey var.
Bir gün, bu “III. Abdülhamid düzeni” çöküp geniş halk kitleleri önünde ve “felaket yıllarımız” başlığı altında irdelendiğinde, hesaplaşıldığında, gelecek o günler çünkü, bu yıkımın, bu çöküşün çıkardığı sesi, yarattığı gürültüyü halkımızın neden duymadığına da bir yanıt bulmak gerekecek.
Niye duymadık, duymuyoruz o korkunç çatırtıyı? Bitmeyen çatırtıyı?
Halkımız neden çeyrek yüzyıllık bu son kaosun gürültüsünü duymadı?
Dünyalar yıkılıyor, cumhuriyet tasfiye ediliyor gözümüzün önünde ve bu, çeyrek yüzyıldır süren bir kıyım.. Halk suskun. İktidarın günlük testlerine boyun eğiyor. Sokaklar, okullar, fabrikalar, atölyeler, hastaneler, pazar yerleri, tüm kamusal alan suskun. “Özgür Özal” türü muhalifler idare-i maslahatçı, “bir tatsızlık çıkmasın”cı. İktidar memnun. Bütün hırsızlar memnun.
İki açıklaması var bu sağırlığın ve körlüğün...
ASIL BÜYÜK TEHDİT: KİMLİKÇİLİK
Biz sağırlaşmada kalalım. Ya yıkımın çıkardığı ses çok yüksek, mesela 20 bin Hz'in üzerinde, ya da halkın kulağı öylesine sağırlaştırıldı ki, felaketin gürültüsüne tepki gösteremiyor.
İkisi de mümkündür: Yıkımın........
