menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

3 Temmuz kumpasının 15. yılı

11 0
03.07.2026

Bazı sabahlar vardır; güneş doğar ama aydınlık gelmez.

3 Temmuz 2011 de Türk futbolu için işte öyle bir sabahtı.

O sabah kapılar çalındı, kameralar çalıştı, manşetler atıldı. Daha mahkemeler kurulmadan hükümler verildi. Deliller tartışılmadan insanlar suçlu ilan edildi. Futbol, yeşil sahalardan çıkıp televizyon ekranlarına ve gazete manşetlerine taşındı.

Ve en ağır yükü, milyonlarca Fenerbahçeli omuzladı.

Bugün o günün üzerinden 15 yıl geçti.

Takvimler değişti. Başkanlar değişti. Futbolcular değişti.

Ama 3 Temmuz değişmedi.

Çünkü Fenerbahçe için 3 Temmuz, yalnızca bir soruşturmanın başladığı gün değil; kulübün tarihindeki en büyük varoluş mücadelelerinden birinin başlangıcıdır.

Bu mücadelenin en ön safında ise dönemin kulüp başkanı Aziz Yıldırım vardı.

Tutuklandı. Aylarca cezaevinde kaldı. Hakkında ağır suçlamalar yöneltildi. Buna rağmen geri adım atmadı. Cezaevinden gönderdiği mektuplarla camiaya seslendi; Fenerbahçe'nin teslim olmayacağını söyledi. "Fenerbahçe Cumhuriyeti" ifadesiyle özdeşleşen başkan, taraftarın gözünde yalnızca bir yönetici değil, kulübün direnişinin sembolüne dönüştü.

Yıllar sonra hukuki süreç farklı bir noktaya ulaştı. İlk davalarda verilen bazı kararlar bozuldu; yeniden yargılamalar yapıldı ve beraat kararları verildi. Aynı dönemde, soruşturma ve yargılamalarda görev alan bazı kişiler hakkında farklı davalar açıldı ve mahkûmiyet kararları verildi. Bu gelişmeler, 3 Temmuz sürecinin nasıl........

© 12punto