menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÖTV’nin altın çağı

7 0
02.05.2026

Türkiye’de mart ayında otomotiv pazarı  daraldı; satışlar 105 bin adet seviyesine geriledi.İlk bakışta bu durum klasik bir talep düşüşü hikayesi gibi geliyor: yüksek faiz, krediye erişim zorluğu, artan fiyatlar… Bugün ilginç olan ise şu: Piyasa frene basarken vergi gaza basıyor.Çünkü aynı dönemde devletin otomotivden topladığı ÖTV ,82 artarak 68,1 milyar TL’ye çıktı. Yani daha az araç satılıyor ama daha fazla vergi toplanıyor.İlk çeyrek verisi de aynı resmi tamamlıyor: pazar %4 küçülüyor, ÖTV geliri ise ,93 artarak 159,6 milyar TL’ye ulaşıyor.

Bu nasıl mümkün oluyor? İlk refleks şu: “Vergi oranları arttı.” Meseleyi ‘oran arttı’ diye açıklamak kolay ama yanlış. Burada hikaye daha karmaşık ve üç temel dinamik aynı anda çalışıyor.

1. Araç fiyatları yükseliyor; vergi matrahı büyüyor: Türkiye’de ÖTV sistemi fiyat üzerinden çalışıyor. Araç pahalılaştıkça, oran değişmese bile tahsil edilen vergi artıyor. Kur artışı, maliyet baskısı ve segment kayması birleşince ortalama araç fiyatı yükseliyor; bu da doğrudan vergi gelirine yansıyor. Kısacası fiyat şiştikçe, vergi de şişiyor.

2. Tüketici daha pahalı segmente kayıyor: Krediye erişim zorlaştığında “ucuz araç alayım” refleksi zayıflıyor; çünkü kredi ya yok ya da çok pahalı. Bu durumda bazı alıcılar şöyle düşünüyor: “Zaten zor alıyorum, bari daha iyisini alayım.” Sonuç net: adet düşüyor, ortalama satış değeri yükseliyor. Bu noktada “tercih” ile “mecburiyet” arasındaki çizgi bulanıklaşıyor.

3. Sistem hacme değil, değere odaklanıyor: Türkiye’de otomotiv vergilendirmesi adet bazlı değil, değer bazlı. Bu nedenle 100 bin “ucuz” araç yerine 70 bin “pahalı” araç satılması, devlet açısından daha avantajlı olabiliyor. Bugün gördüğümüz tablo tam olarak bu. Üstelik bu düzen, piyasadaki daralmayı bir süre “görünmez”........

© 12punto