Otomotivde ‘Made in Europe’ çıkmazı
Avrupa Birliği, sanayi politikasında yön değiştiriyor. Serbest ticaret ve küresel tedarik zincirlerine dayalı verimlilik anlayışı yerini daha korumacı bir çerçeveye bırakırken, ‘Made in Europe’ bu dönüşümün sembolü hâline geliyor.
Kâğıt üzerinde hedef açık: Avrupa sanayisini Çin ve Uzak Doğu’ya olan bağımlılıktan kurtarmak ve stratejik sektörleri AB sınırları içinde tutmak. Ancak otomotiv gibi çok katmanlı üretim ağlarında bu hedefler, beklenenden çok daha karmaşık sonuçlar doğuruyor.
'MADE İN EUROPE' NEDİR, BRÜKSEL BUNU NEDEN DEVREYE SOKTU?
‘Made in Europe’, bir menşe etiketi gibi görünse de AB’nin son yıllarda şekillenen sanayi korumacılığının araçlarından biri. Bu yaklaşım; teşvik mekanizmalarında, sübvansiyonlarda ve düzenleyici çerçevede Avrupa içinde üretilen ürünlere açıkça öncelik tanınmasını hedefliyor. Uygulama 2022 sonrası hız kazandı; 2023 ve 2024 boyunca ise otomotiv yan sanayi için somut politika başlıklarına dönüştü.
Bu yaklaşım sadece nihai ürüne değil, üretimin tamamını kapsayan bir yerlileştirme mantığına dayanıyor. Brüksel’in mesajı açık: Kritik imalatların Avrupa’da kalması ve tedarik zincirlerinin AB sınırları içinde yeniden yapılandırılması.
Yani mesele yalnızca ‘otomobil Avrupa’da monte edilsin’ değil; o otomobilin sac parçalarına, elektronik bileşenlerine ve kritik yarı mamullerine kadar tedarik zincirinin olabildiğince AB içinden sağlanması. Bu noktada ‘Made in Europe’, fiilen Avrupa ana sanayisinin AB dışındaki ülkelerden parça ve yarı mamul tedarik etmesini zorlaştıran bir ticari politikaya dönüşmüş durumda. Avrupa dışından tedarik, doğrudan yasaklanmasa bile; teşvik dışı bırakma, dezavantaj yaratma ve düzenleyici yükler yoluyla ekonomik olarak cezalandırılıyor.
Brüksel, bu politikayı üç temel gerekçeyle savunuyor. İlk olarak; pandemi döneminde yaşanan tedarik zinciri kırılmaları, Avrupa’nın kritik bileşenlerde dışa bağımlılığını ortaya koymuş ve ‘stratejik özerklik’ ihtiyacını gündeme getiriyor. İkinci olarak, Çin’in elektrikli araçlar ve batarya teknolojilerinde hızla pazar payı kazanması, Avrupa markalarını kendi iç pazarlarında bile rekabet baskısı altında bırakıyor. Üçüncü olarak ise, ABD’nin Enflasyon Azaltma Yasası (IRA) ile yerli üretime sağladığı yüksek teşvikler, Brüksel’i benzer şekilde Avrupa........
