menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fabrika sözü, pazar gerçeği

14 0
12.06.2026

Otomotiv artık yalnızca motor, kaporta ve üretim bandından ibaret değil. Elektrikli araçlarla birlikte sektör; batarya, yazılım, veri, tedarik zinciri, enerji altyapısı ve devlet teşviklerinin iç içe geçtiği çok daha karmaşık bir alana dönüştü. Bu yüzden bir markanın bir ülkeye yatırım kararı, sadece “fabrika kuracak mı, kurmayacak mı?” sorusuyla açıklanamaz. Arkasında gümrük vergileri, teşvikler, pazar büyüklüğü, kur riski, siyasi ilişkiler, Avrupa’ya erişim ve küresel rekabet stratejileri vardır.

BYD’nin Türkiye’de planlanan yatırımı etrafındaki tartışma da bu nedenle önemli. Mesele, yalnızca bir Çinli markanın Türkiye’ye fabrika kurup kurmaması değil; Türkiye’nin elektrikli araç dönüşümünde nasıl bir sanayi politikası izleyeceğidir. Basına yansıyan bilgilere göre BYD, 2024’te Türkiye ile yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım anlaşması yaptı; Manisa’da yıllık 150 bin araç kapasiteli bir tesis kurması ve üretime 2026 sonunda başlaması bekleniyordu. Ancak şirketin fabrika yatırımını belirsiz bir süre için askıya aldığı belirtiliyor.

Daha açık söyleyelim: Ortada yalnızca ertelenmiş bir fabrika vaadi yok; kamu gelirleri açısından ciddi bir soru işareti var. Sektör temsilcilerinin hesaplamalarına göre BYD’nin yatırım taahhüdü sayesinde ithal araçlarda yararlandığı vergi avantajı, araç başına 7.500–11.000 dolar aralığında etki yaratmış olabilir. Toplamda ise yaklaşık 500 milyon dolara yaklaşan, bugünkü kurla 16 milyar TL’yi aşan bir vergi kaybı riski konuşuluyor. Bu rakam resmi olarak kesinleşmiş bir zarar kalemi olmasa da şu soruyu sormak için yeterince ciddi: Fabrika sahasında somut ilerleme yokken, bu büyüklükte bir ticari avantaj hangi güvenceyle sağlandı?

Kâğıt üzerinde yaklaşım doğru görünebilir. Çünkü elektrikli araç çağında Türkiye’nin yalnızca ithalat pazarı hâline gelmesi büyük hata olur. Çinli, Avrupalı ya da Amerikalı fark etmez; Türkiye’de araç satacak her üreticinin ülkeye teknoloji, istihdam, yan sanayi ve ihracat kapasitesi de kazandırması gerekir. Sorun tam da burada başlıyor: Teşvik veriyorsanız, karşılığını net, ölçülebilir ve aşamalı biçimde almak zorundasınız.

Bir yatırım taahhüdü, iyi niyet beyanı olarak kalmamalı. Arazi tahsisi, ithalat kolaylığı, vergi avantajı veya kota imkânı sağlanıyorsa, her biri somut kilometre taşlarına bağlanmalı. Fabrikanın temelinin........

© 12punto