Güncel jeopolitiğin Ege’ye yansıması
28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin saldırılarıyla başlayan İran savaşı daha sürecek gibi görünüyor. Bu süreçte sistematik bir dezenformasyona maruz kaldık ve kalmaya da devam ediyoruz. Ancak tüm bu alev ve dumanın ardında sezebildiğimiz bir gerçek, savaşın ve muhtemel sonuçlarının yeni bir bölge düzeni/alt sistemi yaratmaya teşne olduğudur. Kısaca, bu savaşın bölge için 28 Şubat öncesi ve sonrası gibi bir ayrım yaratma ihtimalinden bahsetmek çok da yanlış olmayacaktır.
Savaş Türkiye’nin çevresindeki güvenlik ve güvensizlik haritasını da tamamen yeniden yapılandırmaya başladı. Türkiye’nin kendisi de etkisiz hâle getirilen füzelerin hedefi oldu. Fakat bunun dışında savaş, Türk-Yunan ilişkileri bağlamında tartışmaya alışık olduğumuz bazı meseleleri de tekrardan gündemimize soktu. Daha açık bir ifadeyle güncel jeopolitik, İran’daki savaşı Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsüne bağlayan geniş kapsamlı bir durum yaratmış oldu.
Öncelikle altını çizelim; Doğu Akdeniz jeopolitiğini çok da kısa olmayan bir süredir zaten farklı eksenler üzerinden konuşuyorduk. Mesela İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın 2010’lardan itibaren giderek içselleşen “stratejik ortaklığının” bölgede Türkiye’nin çıkarlarına karşı yaratabileceği sorunlar, bölgeyi bilen herkesin dikkati çektiği konulardan biriydi. Hatta geçen yıl Yunanistan bölgesel “tehditlere” karşı Batı Trakya ve Ege Adaları’nı Aşil Kalkanı olarak adlandırdığı, aslen çok katmanlı bir hava savunma sistemiyle koruma hedefini ortaya koymuştu. Bu bölgesel tehdit özellikle İHA teknolojisinden çekindikleri ancak pozitif ajanda niyetiyle de sık sık görüştükleri Türkiye idi. Aşil Kalkanı projesi ise, İsrail yapımı sistemlerin satın alımını içeriyordu. Şunu da belirtelim: Bugün ben bu satırları yazarken, Yunan parlamentosundaki bir çalışma grubu da bu alımları onayladı.
Bu hizalanmanın bir başka ayağını ise bilindiği üzere Kıbrıs oluşturuyor. İran savaşı ile birlikte adanın durumu daha da komplike bir hâle geldi. Malum, adadaki
İngiliz üsleri SİHA saldırısına maruz kalınca iki durum ayyuka çıktı. Artık çok eskilerde kalmış olsa da Türkiye’nin üyeliği tartışmalarında Avrupalı dostlarımız Orta Doğu ile komşu olmak istemediklerini ima ederler, bunu bir bahane olarak da kullanırlardı. Kıbrıs ile bunun çoktan aşıldığı böylece çoktan görülmüş oldu. İkincisi ise şudur: Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, İran’daki durum sonucunda........
