menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin’in okyanusu, Türkiye’nin dar denizleri

47 0
previous day

Çin’in uçak gemilerinin arkasında Pasifik’in stratejik derinliği, Türkiye’nin arkasında ise giderek şeffaflaşan dar denizler vardır.

Deniz gücünün geleceğini tartışırken yapılan en büyük hatalardan biri, büyük devletlerin sahip olduğu platformları onların coğrafi ve stratejik şartlarından kopararak örnek almaktır. Bu tip doğrusal yaklaşımlar, deniz stratejisinin en temel değişkenini gözden kaçırmaktadır. Bu da coğrafyadır. Bir savaş gemisinin gerçek değeri yalnız taşıdığı uçak, füze veya sensörlerin kapasitesiyle değil, savaş başladığında nerede bulunacağı, hangi tehditlere maruz kalacağı, ne kadar süre hayatta kalabileceği ve kendisine tahsis edilen görevi sürdürebilip sürdüremeyeceğiyle ölçülür. ABD İsrail İran savaşı bu durumu son derece güçlü sonuçlarla ispat etmiştir. ABD 28 Şubat 2026 ‘dan bu yana donamasını Basra Körfezine sokamıyor.

Türkiye’nin 21. Yüzyıldaki jeopolitik kaderi Akdeniz’de belirlenecektir. Bu durum Türkiye’ye hem kara hem deniz jeopolitiği merkezli bir yol haritası dayatmaktadır. Gerçekte Türkiye’nin durumu Çin ile benzerlikler içermektedir. O nedenle gelecekteki deniz kuvvet yapısını tartışırken Çin modeli son derece öğretici bir karşılaştırma sunmaktadır. Bu çerçevede Türkiye güç intikali ile erişim engelleme/ alan yasaklama arasında bir denge kurmalıdır. Türkiye kriz yönetimi, ganbot ve donanma diplomasisi ile doğal afetlerle mücadele/insani yardım için güç intikal platformlarına sahip olmalıdır. Ancak bu platformların savaşın ilk saatlerinde karşılaşacağı riskler ve beka konusunda da hazır olmalıdır.

Bu kapsamda Çin’den çıkarılması gereken ders, Pekin’in uçak gemisi inşa ediyor olması değildir. Asıl incelenmesi gereken, Çin’in uçak gemilerini hangi coğrafyada, hangi stratejik amaçla ve hangi erişim engelleme/alan yasaklama sistemi içerisinde kullandığıdır. Çin’in uçak gemilerinin arkasında Pasifik Okyanusu vardır. Türkiye’nin gelecekteki uçak gemisinin arkasında ise Ege ve Doğu Akdeniz’in giderek şeffaflaşan ve daralan coğrafyası bulunmaktadır.

GÜÇ İNTİKALİ İLE ERİŞİM ENGELLEME VE ALAN YASAKLAMA

Deniz stratejisinde birbirinden ayrılması gereken iki temel amaç vardır. Birincisi güç intikali, yani bir devletin askerî gücünü kendi kıyılarından uzak bölgelerde kullanabilmesi ve sürdürebilmesidir. Uçak gemileri, TCG Anadolu benzeri amfibi hücum gemileri, büyük suüstü savaş gemileri ve lojistik destek unsurları bu fonksiyonun başlıca araçlarıdır.

İkincisi ise rakibin belirli bir deniz alanına erişmesini veya o alanda serbestçe hareket etmesini engellemektir. Önce düşmanın kıyılarınıza veya deniz yetki alanlarınıza erişimini engelleyip burada başarısız olunduğunda alanı yasaklama tedbirlerine geçersiniz. 1970’lerde Sea Denial (Denizleri Menetmek) olarak adlandırılan, günümüzde A2/AD olarak tanımlanan (Anti-Access/Area Denial – Erişim Engelleme/Alan Yasaklama) yaklaşım bu düşüncenin somutlaşmış şeklidir. Buradaki amaç her zaman denize hâkim olmak değildir. Bazen rakibin de hâkim olmasını ve denizi askerî amaçlarla serbestçe kullanmasını engellemek yeterlidir.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü rakip donanmanın mutlaka imha edilmesi gerekmez. Belirli bir deniz alanına girmesinin askerî, ekonomik ve siyasi maliyeti elde edeceği faydanın üzerine çıkarıldığında stratejik sonuç elde edilmiş olur. İran’ın ABD Donamasına bugün uyguladığı hem erişimi engelleme hem de alan yasaklamadır.

1915 yılının Nusret örneği de bu konuda çarpıcıdır. 18 Mart 1915’te Türk deniz ve kara gücü müttefik armadanın Kuzey ege ve Boğazın girişine erişimini engelleyememiş ama daha sonra Nusret mayınları ve kara topçusu iş birliği ile alan yasaklama uygulanmış, henüz Boğazın dar alanına harekete geçemeden 3 muharebe gemisi batarken 3 tanesi de ağır yara alarak geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

Karadeniz’deki Rusya Ukrayna savaşı da bunun yakın dönem örneklerinden biridir. Ukrayna, klasik anlamda Rus Karadeniz Filosu ile karşılaştırılabilecek bir donanmaya sahip olmamasına rağmen sahilde konuşlu füzeler, insansız deniz araçları, SİHA’lar ve diğer sistemlerle Rus filosunun hareket serbestisini ciddi ölçüde sınırlandırmıştır. Benzer şekilde Kızıldeniz’de çok daha sınırlı kaynaklara sahip Husilerin SİHA ve füze tehdidi, dünyanın en güçlü donanmalarının bulunduğu bir bölgede dahi deniz ulaştırmasının maliyetini ve riskini artırabilmiştir.

ÇİN’İN BÜYÜK AVANTAJI: ZİNCİRLERİN ARKASINDA OKYANUS VAR

Çin coğrafyasına bakıldığında ilk bakışta büyük bir dezavantaj görülür. Çin kıyıları Japonya, Ryukyu Adaları, Tayvan ve Filipinler boyunca uzanan Birinci Ada Zinciri tarafından çevrelenmiştir. Sarı Deniz, Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi’nden Pasifik’e çıkmak isteyen Çin Donanması bu coğrafi kuşağı aşmak zorundadır. Ancak Birinci Ada Zinciri kesintisiz bir duvar değildir. Tayvan merkezli bir savaş açısından özellikle üç bölge önemlidir. Miyako Boğazı, Yonaguni–Tayvan geçidi ve Luzon/Bashi sistemi okyanusa geçişe izin verir. Elbette savaş halinde bu geçitlerin hiçbiri Çin açısından otomatik olarak güvenli değildir. ABD, Japonya ve Filipinler’in karada konuşlu gemiye karşı füzeleri, SİHA’ları, denizaltıları, uçakları ve sensörleri bu geçitleri tehdit edebilir. Asıl stratejik fark geçidin ötesinde ne olduğudur. Çin bir uçak gemisi görev grubunu Birinci Ada Zinciri’nin dışına çıkarmayı başardığında bu kez İkinci Ada Zinciri ile karşılaşır.

Bu zincir Birinci Ada Zincirinin daha doğusunda, Batı Pasifik boyunca uzanan ve ağırlık merkezini ABD’nin Guam ve Kuzey Mariana Adaları’nın oluşturduğu stratejik kuşaktır. Bu hat genel olarak kuzeyde Japonya’nın Ogasawara (Bonin) Adaları ve Iwo Jima’dan, ABD’ye bağlı Kuzey Mariana Adaları’ndaki Saipan ve Tinian’a, oradan Guam’a, daha güneyde ise Mikronezya Federal Devletleri ve Palau’ya uzanır. Bu zincirin askerî ağırlık merkezi, Andersen Hava Üssü ve Guam Deniz Üssü dür. Ancak her iki üs de Çin ateş gücü etki alanındadır.

Coğrafi açıdan Birinci Ada Zinciri, Çin kıyılarına yakın, boğaz ve geçitlerle çevrelenmiş, nispeten dar ve sıkışık bir deniz alanı oluştururken, İkinci Ada Zinciri çok daha geniş bir okyanus coğrafyasına yayılmaktadır. Bu nedenle Birinci Ada Zinciri’nin engelleyici niteliği büyük ölçüde coğrafyanın kendisinden, dar geçitlerden ve yoğun sensör-silah ağlarından kaynaklanırken, İkinci Ada Zinciri’nin askerî etkinliği coğrafi kapalılıktan ziyade Guam ve Kuzey Mariana Adaları başta olmak üzere ABD’nin ileri üsleri, hava ve deniz gücü, uzun menzilli vuruş sistemleri ile keşif-gözetleme ağlarına dayanmaktadır. Başka bir ifadeyle Birinci Ada Zinciri daha güçlü bir coğrafi bariyer, İkinci Ada Zinciri ise geniş Pasifik alanı içerisinde büyük ölçüde ABD askerî üs ve kuvvet ağıyla anlam kazanan stratejik bir kuşaktır. Bir benzetme yapılırsa Birinci Adalar Zinciri Ege Denizine, ikinci Adalar zinciri Akdeniz’e benzetilebilir. Ancak her ikisinin de arkasında Pasifik okyanusu vardır. Çin için Pasifik Okyanusunun geniş alanlarına erişmek Türkiye’nin Atlantik ve Hint Okyanusuna erişiminden çok daha kolaydır.

Çin’in birinci ve ikinci ada zincirlerini aşarak Pasifik’e çıkmasının sağladığı stratejik derinlik, yalnızca geniş okyanus alanlarından yararlanma imkânıyla sınırlı değildir. Solomon Adaları ve Kiribati,........

© 12punto